Yalancının mumu yatsıya kadar yandı!
Soma’da yaşanan felaketten sonra açıklamalarda bulunan Erdoğan, CHP’nin TBMM’ye sunduğu ve reddedilen araştırma önergesiyle ilgili, ”İçinde Soma adı geçmiyor” dedi ama işin aslı pek de öyle değildi. İşte araştırma önergesini veren CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel’in ve Erdoğan’ın açıklamaları.sözcü
chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mayıs 2014 Çarşamba
13 Mayıs 2014 Salı
Akp Maden kazalarının önlenmesi için CHP'nin verdiği önergeyi reddetmiş.
Manisa'nın Soma İlçesi'nde Soma Holding'e ait kömür ocağında meydana gelen trafo patlamasının ardından çıkan yangın ve oluşan göçük sebebiyle 5 işçi hayatını kaybetti, yaklaşık 300 işçi göçük altında kaldı.
CHP’li vekiller geçtiğimiz Ekim ayında Soma’daki madenlerde meydana gelen iş kazalarını Meclis gündeminde taşımış, hazırlanan araştırma önergesi 29 Nisan’da Meclis’te görüşülmüştü.
Soma’da meydana gelen iş cinayetlerinin ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile bu ölümlerin nedenlerinin ve ihmal iddialarının araştırılması amacıyla Meclis’te bir komisyon kurulması istemiyle verilen önerge, CHP, MHP ve BDP’nin ‘Evet’ oylarına karşılık AKP’nin ‘Hayır’ oylarıyla reddedilmişti.
AKP’li vekillerin ‘Devletimiz güçlüdür, buna gerek yoktur’ itirazlarıyla önergenin reddedilmesinin sadece 15 gün ardından böyle bir olayın meydana gelmesi üzerine CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, ‘Felaket göz göre göre geliyor’ diye konuştu.
ÖZEL ŞİRKETE KİRALANDI
Konuyla ilgili CNN Türk’te canlı yayında konuşan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel; “Felaket göz göre göre geliyor Soma’da. Araştırma Komisyonu kurulması AKP oylarıyla reddedildi. Halbuki ayda en az 1 kez böylesi acılar yaşanıyor orada. Bunun sebebi ise eski teknoloji kullanılması ve iş-işçi güvenliğinin hiçe sayılması. Madenler devlet tarafından özel şirketlere kiralanıyor. Ancak şirket “kar” yapmak için, iş-işçi güvenliğinden kesinti yapıyor.
Şu an CHP’li 8 milletvekili olarak Soma’ya doğru gidiyoruz.” dedi.
Soma’ya Özgür Özel ile birlikte; Aykut Erdoğdu, Hasan Ören, Sakine Öz, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, İzmir Milletvekilleri Musa Çam, Mustafa Moroğlu ve Alaatin Yüksel’in gideceği öğrenildi.
TBMM’nin twitter hesabında 29 Nisan’da önerge görüşmesi böyle duyurulmuştu:
CHP’li vekiller geçtiğimiz Ekim ayında Soma’daki madenlerde meydana gelen iş kazalarını Meclis gündeminde taşımış, hazırlanan araştırma önergesi 29 Nisan’da Meclis’te görüşülmüştü.
Soma’da meydana gelen iş cinayetlerinin ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile bu ölümlerin nedenlerinin ve ihmal iddialarının araştırılması amacıyla Meclis’te bir komisyon kurulması istemiyle verilen önerge, CHP, MHP ve BDP’nin ‘Evet’ oylarına karşılık AKP’nin ‘Hayır’ oylarıyla reddedilmişti.
AKP’li vekillerin ‘Devletimiz güçlüdür, buna gerek yoktur’ itirazlarıyla önergenin reddedilmesinin sadece 15 gün ardından böyle bir olayın meydana gelmesi üzerine CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, ‘Felaket göz göre göre geliyor’ diye konuştu.
ÖZEL ŞİRKETE KİRALANDI
Konuyla ilgili CNN Türk’te canlı yayında konuşan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel; “Felaket göz göre göre geliyor Soma’da. Araştırma Komisyonu kurulması AKP oylarıyla reddedildi. Halbuki ayda en az 1 kez böylesi acılar yaşanıyor orada. Bunun sebebi ise eski teknoloji kullanılması ve iş-işçi güvenliğinin hiçe sayılması. Madenler devlet tarafından özel şirketlere kiralanıyor. Ancak şirket “kar” yapmak için, iş-işçi güvenliğinden kesinti yapıyor.
Şu an CHP’li 8 milletvekili olarak Soma’ya doğru gidiyoruz.” dedi.
Soma’ya Özgür Özel ile birlikte; Aykut Erdoğdu, Hasan Ören, Sakine Öz, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, İzmir Milletvekilleri Musa Çam, Mustafa Moroğlu ve Alaatin Yüksel’in gideceği öğrenildi.
TBMM’nin twitter hesabında 29 Nisan’da önerge görüşmesi böyle duyurulmuştu:
1 Mayıs 2014 Perşembe
Polis CHP milletvekili Şafak Pavey'i gözaltına almak istedi.
CHP Milletvekili Şafak Pavey'i gözaltına alınmaktan annesi Ayşe Önal kurtardı.
1 Mayıs kutlamaları Taksim’de yasaklanınca İstanbul savaş alanına döndü. Taksim’e çıkmak isteyen göstericiler Beşiktaş’ta polisle çatıştı. CHP Milletvekili Şafak Pavey ve annesi gazeteci Ayşe Önal suçsuz olduğunu iddia ettikleri bir gencin gözaltına alınmasını engellemeye çalıştı.
Bu arada polisle arbede yaşayan Pavey de gözaltına alınmak istenince annesi Ayşe Önal 'O benim kızım' diyerek polislerinin kızını götürmesine karşı çıktı. Uzun bir arbedenin ardından polis; genci, Şafak Pavey’i ve Ayşe Önal’ı serbest bıraktı.
Bilindiği gibi Milletvekili Şafak Pavey geçirdiği bir tren kazasında bir eli ve bir ayağını kaybetmişti.
1 Mayıs kutlamaları Taksim’de yasaklanınca İstanbul savaş alanına döndü. Taksim’e çıkmak isteyen göstericiler Beşiktaş’ta polisle çatıştı. CHP Milletvekili Şafak Pavey ve annesi gazeteci Ayşe Önal suçsuz olduğunu iddia ettikleri bir gencin gözaltına alınmasını engellemeye çalıştı.
Bu arada polisle arbede yaşayan Pavey de gözaltına alınmak istenince annesi Ayşe Önal 'O benim kızım' diyerek polislerinin kızını götürmesine karşı çıktı. Uzun bir arbedenin ardından polis; genci, Şafak Pavey’i ve Ayşe Önal’ı serbest bıraktı.
Bilindiği gibi Milletvekili Şafak Pavey geçirdiği bir tren kazasında bir eli ve bir ayağını kaybetmişti.
30 Nisan 2014 Çarşamba
AKP'li kadın milletvekilini utandıran CHP'li.
AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan, TBMM Genel Kurulu çalışmalarına katıldı. Dalyan, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ile kürsüde konuşma yaptığı sırada sözlü tartıştı.
BEKLENMEDİK İLTİFAT
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu’nda dört bakanın fezlekesiyle ilgili kürsüden yaptığı konuşma sırasında, kendisine oturduğu sıradan laf atan AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’a beklemediği bir iltifatta bulundu.
Hamzaçebi kürsüde konuşurken laf atan Ak Parti milletvekili Gülay Aydan'la aralarında ilginç bir diyalog gelişti.
İşte ikili arasında geçen o diyalog:
GÜLAY DALYAN: Bunu cümle âlem konuştu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: Hanımefendi, size hiç yakışmıyor laf atmak.
GÜLAY DALYAN: Allah Allah, izin mi alacağız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: O kıyafetinizin şıklığı o laf atmanın sakilliğini izleyemiyor.
GÜLAY DALYAN: Biz her zaman şıklığımızı koruyoruz, siz partililerinize konuşun.
Bu iltifatların ardından AK Partili Gülay Dalyan'ın objektiflerin kendisine yöneldiğini görünce utanması dikkatlerden kaçmadı.
BEKLENMEDİK İLTİFAT
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu’nda dört bakanın fezlekesiyle ilgili kürsüden yaptığı konuşma sırasında, kendisine oturduğu sıradan laf atan AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’a beklemediği bir iltifatta bulundu.
Hamzaçebi kürsüde konuşurken laf atan Ak Parti milletvekili Gülay Aydan'la aralarında ilginç bir diyalog gelişti.
İşte ikili arasında geçen o diyalog:
GÜLAY DALYAN: Bunu cümle âlem konuştu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: Hanımefendi, size hiç yakışmıyor laf atmak.
GÜLAY DALYAN: Allah Allah, izin mi alacağız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: O kıyafetinizin şıklığı o laf atmanın sakilliğini izleyemiyor.
GÜLAY DALYAN: Biz her zaman şıklığımızı koruyoruz, siz partililerinize konuşun.
Bu iltifatların ardından AK Partili Gülay Dalyan'ın objektiflerin kendisine yöneldiğini görünce utanması dikkatlerden kaçmadı.
28 Nisan 2014 Pazartesi
CHP'li şairi Akp'li Belediye çöpcü yaptı.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan’dan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Seçim bitti çöpçü oldular
30 Mart yerel seçimlerinde Çivril Belediyesi’nde yönetim CHP’den AKP’ye geçti. Denizli Haber’den Şengül Boz’un haberine göre; Başkan Güven Gürcan’ın ilk icraatlarından birisi de personel görevlendirmeleri oldu ve şair Hakan Keysan, temizlik işlerinde görevlendirildi.
Çivril’de elinde süpürgeyle sokak ve caddelerde temizlik yapan Hakan Keysan, geçtiğimiz hafta sonu İzmir Kitap Fuarı’na katıldı. Orada okurlarıyla buluşan Keysan, “4,5 yıl önce Çivril Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Ancak, 4 yıllık fakülte mezunu olmam ve yeteneklerim doğrultusunda basın-yayın ve hakla ilişkiler birimi ile kültür, sosyal ve sportif alanlarında görevlendirildim. Şimdi çöpte çalışıyorum. Ben nerede olursa olsun yaptığım işi layıkıyla yapmaya çalışırım. Ancak, yeteneklerim ve eğitim aldığım alanda değerlendirilmek isterdim” dedi.
Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği görevi ile birlikte kültür, sosyal ve sportif hizmetlerin yürütülmesinde görev alan Keysan, Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü mezunu olması nedeniyle Çivril Belediyesi bünyesinde açılan Yaz ve Kış Spor Okulları’nda verdiği eğitimle çok sayıda genci sporla tanıştırdı.
Ayrıca, 4 yıldır antrenörlüğünü üstlendiği Yeşil Çivril Belediyespor’un önemli başarılara imza atmasında rol oynadı. Geçtiğimiz yıl kurulan Nikfer Kayak Doğa Turizmi Gençlik ve Spor Kulübü (NİKADOS) Başkanı da olan Keysan, kayak sporunda da Denizli’deki öncülerden biri oldu.
CEMAL SÜREYYA ÖDÜLÜ’NÜ ALDI
Türkiye yazarlar Sendikası Üyesi olan ve Denizli’de 12 yıldan beri yayın hayatını sürdüren Sunak Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini yapan Hakan Keysan’ın “Suda Bıçak İzi”, “Sus Odası”, “Yangın Lekesi” olmak üzere 3 şiir kitabı bulunuyor. Keysan, “Suda Bıçak İzi” isimli dosyasıyla 1999 yılında Cemal Süreyya Hatay Şiir Ödülü’nü kazandı.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Seçim bitti çöpçü oldular
30 Mart yerel seçimlerinde Çivril Belediyesi’nde yönetim CHP’den AKP’ye geçti. Denizli Haber’den Şengül Boz’un haberine göre; Başkan Güven Gürcan’ın ilk icraatlarından birisi de personel görevlendirmeleri oldu ve şair Hakan Keysan, temizlik işlerinde görevlendirildi.
Çivril’de elinde süpürgeyle sokak ve caddelerde temizlik yapan Hakan Keysan, geçtiğimiz hafta sonu İzmir Kitap Fuarı’na katıldı. Orada okurlarıyla buluşan Keysan, “4,5 yıl önce Çivril Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Ancak, 4 yıllık fakülte mezunu olmam ve yeteneklerim doğrultusunda basın-yayın ve hakla ilişkiler birimi ile kültür, sosyal ve sportif alanlarında görevlendirildim. Şimdi çöpte çalışıyorum. Ben nerede olursa olsun yaptığım işi layıkıyla yapmaya çalışırım. Ancak, yeteneklerim ve eğitim aldığım alanda değerlendirilmek isterdim” dedi.
Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği görevi ile birlikte kültür, sosyal ve sportif hizmetlerin yürütülmesinde görev alan Keysan, Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü mezunu olması nedeniyle Çivril Belediyesi bünyesinde açılan Yaz ve Kış Spor Okulları’nda verdiği eğitimle çok sayıda genci sporla tanıştırdı.
Ayrıca, 4 yıldır antrenörlüğünü üstlendiği Yeşil Çivril Belediyespor’un önemli başarılara imza atmasında rol oynadı. Geçtiğimiz yıl kurulan Nikfer Kayak Doğa Turizmi Gençlik ve Spor Kulübü (NİKADOS) Başkanı da olan Keysan, kayak sporunda da Denizli’deki öncülerden biri oldu.
CEMAL SÜREYYA ÖDÜLÜ’NÜ ALDI
Türkiye yazarlar Sendikası Üyesi olan ve Denizli’de 12 yıldan beri yayın hayatını sürdüren Sunak Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini yapan Hakan Keysan’ın “Suda Bıçak İzi”, “Sus Odası”, “Yangın Lekesi” olmak üzere 3 şiir kitabı bulunuyor. Keysan, “Suda Bıçak İzi” isimli dosyasıyla 1999 yılında Cemal Süreyya Hatay Şiir Ödülü’nü kazandı.
23 Nisan 2014 Çarşamba
İşte Yalova seçimini iptal ettiren AKP'li kısıtlı sandık müşahiti.
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olanlardan Hasan B. Uzuntepe konuştu.
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olan ‘7 kısıtlı seçmen’den biri olan Ak Partili Uzuntepe, ‘2010’da kısıtlı olduğuma karar verildi. YSK bana nasıl seçmen kaydı verdi bilmiyorum’ dedi.
Yalova’da 7 ‘kısıtlı’ seçmenin oy kullanması nedeniyle seçimler iptal olunca gözler bu isimlere çevrildi. Kısıtlı 7 vatandaş arasında CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verdiği itiraz dilekçesinde ismi geçen Ak Parti sandık görevlisi Hasan Basri Uzuntepe’nin adı öne çıkıyor.
CHP’li İnce AKP’nin sandık görevlisi olarak atadığı Hasan Basri Uzuntepe için seçimi kaybedince ‘kısıtlıydı’ diyerek itirazda bulunmasını ‘kötü niyet’ diye nitelerken Rizeli olan ve Yalova’da yaşayan Hasan Basri Uzuntepe’ye VATAN ulaştı. Uzuntepe, şunları anlattı: “Benim kısıtlılığım 210’daki bir rapora dayanıyor.
Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılında bir sağlık kurulu başkanı, bir başhekim ve 6 doktordan oluşan 8 kişilik heyet tarafından ‘bipolar duygudurum bozukluğu’ olduğuna dair rapor verildi. Raporda yüzde 70 oranında ağır özürlü olduğum ve hastalığımın ‘tedaviyle işlevselliği düzelmeyen’ bir durum olduğu belirtiliyor. İlaç tedavim devam ediyor. Şu anda bir sorunum yok.”
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olan ‘7 kısıtlı seçmen’den biri olan Ak Partili Uzuntepe, ‘2010’da kısıtlı olduğuma karar verildi. YSK bana nasıl seçmen kaydı verdi bilmiyorum’ dedi.
Yalova’da 7 ‘kısıtlı’ seçmenin oy kullanması nedeniyle seçimler iptal olunca gözler bu isimlere çevrildi. Kısıtlı 7 vatandaş arasında CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verdiği itiraz dilekçesinde ismi geçen Ak Parti sandık görevlisi Hasan Basri Uzuntepe’nin adı öne çıkıyor.
CHP’li İnce AKP’nin sandık görevlisi olarak atadığı Hasan Basri Uzuntepe için seçimi kaybedince ‘kısıtlıydı’ diyerek itirazda bulunmasını ‘kötü niyet’ diye nitelerken Rizeli olan ve Yalova’da yaşayan Hasan Basri Uzuntepe’ye VATAN ulaştı. Uzuntepe, şunları anlattı: “Benim kısıtlılığım 210’daki bir rapora dayanıyor.
Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılında bir sağlık kurulu başkanı, bir başhekim ve 6 doktordan oluşan 8 kişilik heyet tarafından ‘bipolar duygudurum bozukluğu’ olduğuna dair rapor verildi. Raporda yüzde 70 oranında ağır özürlü olduğum ve hastalığımın ‘tedaviyle işlevselliği düzelmeyen’ bir durum olduğu belirtiliyor. İlaç tedavim devam ediyor. Şu anda bir sorunum yok.”
22 Nisan 2014 Salı
Rüşvetin yeni adı cari açık kapama!
REZA ZARRABIN HEYKELİNİ DİKMEK GEREK
Daha sonra kürsüye çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise şunları söyledi:
''17 Aralık’tan sonra soyulan Türkiye gerçeğini gördük. Bir yabancının 4 bakanı nasıl satın aldığını gördük. 17 Aralık’ta darbe yapıldı diyor. Ne darbesi kardeşim. Hangi darbe…17 Aralık’ta eğer oğluna telefon edip paraları sıfırla diyorsa bu ülkedeki herkesin düşünmesi lazım. Şunu kimse söylemesin: Efendim Erdoğan’ın bundan haberi yoktu. Bunu diyenin önüne 3 sayfalık 18 nisan 2013 tarihli MİT raporunu koyarız. Bu hafta soruşturmalar başlayacak.
Neyin yalan neyin gerçek olduğu ortaya çıkacak. Biliyorsunuz bir havuz medyası var. Şimdi bu medya Reza Zarrab’ı TV ve kendi gazetelerine çıkarmaya başladı. Neymiş Zarrab çok hayırsever bir iş adamıymış. Cari açığı kapatan biriymiş.. Samimi söylüyorum Reza Zarrab’ın heykelini dikmek lazım... Meclis kavşağında Zafer Çağlayan anıtı dikildi. Onun yanına mutlaka Reza Zarrab’ın heykelinin olması lazım. Ama bir heykel yetmez. İkinci heykelin İçişleri Bakanlığın'nın önünde olması lazım. Zarrab’ın önünde yatan bir İçişleri bakanı heykeli olabilir orada. Üçüncü heykeli Başbakanlığın önüne dikeceksiniz. Elinde bir çikolata kutusu Başbakan’a giderken.
Son balkon konuşmasından bütün üçkağıtçılar vardı aile de vardı orada. Reza Zarrab yoktu. Onu da alsınlar oraya. Bence Bakanların cari açığını kapatmıştır. Rüşvetin yeni adı cari açığı kapatma. Ben merak ediyorum bu adam sanayiciydi de haberimiz mi yoktu. Rüşvetin adı cari açık oldu şimdi. Çıkarıyorsunuz Reza Zarrab’ı arkasında fon olarak Türk Bayrağı kullanılıyor. En ağırıma giden budur. Bir sahtekarın arkasına Türk bayrağı koyularak onu meşru gösterme asla mümkün olmamalıdır. Bunu hesabını havuz medyasından soracağız.''
Daha sonra kürsüye çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise şunları söyledi:
''17 Aralık’tan sonra soyulan Türkiye gerçeğini gördük. Bir yabancının 4 bakanı nasıl satın aldığını gördük. 17 Aralık’ta darbe yapıldı diyor. Ne darbesi kardeşim. Hangi darbe…17 Aralık’ta eğer oğluna telefon edip paraları sıfırla diyorsa bu ülkedeki herkesin düşünmesi lazım. Şunu kimse söylemesin: Efendim Erdoğan’ın bundan haberi yoktu. Bunu diyenin önüne 3 sayfalık 18 nisan 2013 tarihli MİT raporunu koyarız. Bu hafta soruşturmalar başlayacak.
Neyin yalan neyin gerçek olduğu ortaya çıkacak. Biliyorsunuz bir havuz medyası var. Şimdi bu medya Reza Zarrab’ı TV ve kendi gazetelerine çıkarmaya başladı. Neymiş Zarrab çok hayırsever bir iş adamıymış. Cari açığı kapatan biriymiş.. Samimi söylüyorum Reza Zarrab’ın heykelini dikmek lazım... Meclis kavşağında Zafer Çağlayan anıtı dikildi. Onun yanına mutlaka Reza Zarrab’ın heykelinin olması lazım. Ama bir heykel yetmez. İkinci heykelin İçişleri Bakanlığın'nın önünde olması lazım. Zarrab’ın önünde yatan bir İçişleri bakanı heykeli olabilir orada. Üçüncü heykeli Başbakanlığın önüne dikeceksiniz. Elinde bir çikolata kutusu Başbakan’a giderken.
Son balkon konuşmasından bütün üçkağıtçılar vardı aile de vardı orada. Reza Zarrab yoktu. Onu da alsınlar oraya. Bence Bakanların cari açığını kapatmıştır. Rüşvetin yeni adı cari açığı kapatma. Ben merak ediyorum bu adam sanayiciydi de haberimiz mi yoktu. Rüşvetin adı cari açık oldu şimdi. Çıkarıyorsunuz Reza Zarrab’ı arkasında fon olarak Türk Bayrağı kullanılıyor. En ağırıma giden budur. Bir sahtekarın arkasına Türk bayrağı koyularak onu meşru gösterme asla mümkün olmamalıdır. Bunu hesabını havuz medyasından soracağız.''
'Reza Zarrab'ın heykelini dikmek lazım'
Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Reza Zarrab'ın bir televizyon kanalında yaptığı açıklamaları eleştirdi.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.
Kılıçdaroğlu'nun açıklamasından öne çıkanlar;
"Başbakanlık koltuğunda oturan zat, 2010'da kutlanan 1 Mayıs ile ilgili 'Dün Taksim meydanında yaşanan o tarihi an 2010 yılı asla ve asla tesadüfün eseri değildir. 1 Mayıs 2010 Türkiye'nin nasıl olgunlaştığının, tahrik ve provokasyondan nasıl sıyrıldığının somut bir abidesidir" demişti. Evet öyleydi, 1 Mayıs'ta hiçbir sorun olmadı. Kimsenin burnu kanamadı. Ertesi yıl, yasak gelmeye başladı. Neden? Hangi gerekçeyle yasaklıyorsunuz? Olaylar çıktı, fatura işçiye çıktı.
Yasak üzerine işçiler AİHM'e başvurdular. AİHM, '1 Mayıs'ta Taksim'de kutlama yapabilirsiniz' dedi. Uluslararası bir mahkeme Taksim'e izin verdi. Neden yasaklanıyor? Olaylar niye çıksın? 2010'da olay çıkmadı, yine çıkmaz. İnsanın kendi tarihine sahip çıkması doğaldır, orada 34 kişi öldü. Bu anılmayacak da ne anılacak bu ülkede?
Bırakın insanlar nerede istiyorsa bayramlarını kutlasın. Kimsenin kavga niyeti yok, ama baskı uygularsanız kavga çıkar. Herkes dikkatli olsun.
17 Aralık 2013 bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Bir tarihe bakın, bir şimdiye bakın. Her kuruşun hesabını halkına veren yönetime bakın, her kuruşu nasıl hortumlarım diyen hükümete bakın. O dönemde de yolsuzluklar olmuştur, ama hiç kimse affetmemiştir, ne Mustafa Kemal Atatürk, ne İsmet İnönü... Yolsuzluğa bulaşanı Yüce Divan'a göndermiştir. Onlar mütevazı yaşadı, onlar kendini halka adadı. Onların mirası üzerine kurulup devleti soyanlar bugün karşımızda. 17 Aralık'tan sonra soyulan Türkiye gerçeğini gördük. Bir yabancının 4 bakanı nasıl satın aldığını gördük.
'17 Aralık'ta bize darbe yapıldı' diyor. Ne darbesi? Darbelerden en büyük acıyı çekmiş bir siyasal parti olarak söylüyoruz, 'Hangi darbe'
'Erdoğan'ın haberi yoktu demesin' kimse. Bunu söyleyenin önüne 3 sayfalık MİT raporunu koyarız. 18 Nisan 2013 tarihli. Devletin soyulduğunu Erdoğan'a söylüyorlar. 8 ay sonra 17 Aralık oluyor. Başbakan'ı uyarıyorlar. Ama hiçbir şey olmuyor. Önce bunu vicdanlarımızda bir sorgulayacağız.
Bu hafta soruşturmalarla ilgili görüşmeler başlayacak. Bir havuz medyası var,
temel özelliği iktidar yandaşlığı yapmak ve yolsuzlukların üzerini kapatmak. Bu medya Reza Zarrab'ı televizyonlarına çıkarmaya başladı. Reza Zarrab Türkiye'nin cari açığını tek başına kapatan adammış. Reza Zarrab'ın heykelini dikmek lazım, ama yetmez İçişleri Baknalığı'nın önüne de bir heykel dikmek lazım. Reza Zarrab önünde yatan içişleri bakanı. Diyordu ya 'Sana bir şey olursa ben önüne yatarım' Başbakanlığın önüne de heykel dikmek lazım. Sarraf'ın elinde çikolata kutusu, Başbakanlığa giderken. Şimdi parlatıyorlar. Reza Zarrab'ın aile fotoğrafında da önemli bir yeri var."
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.
Kılıçdaroğlu'nun açıklamasından öne çıkanlar;
"Başbakanlık koltuğunda oturan zat, 2010'da kutlanan 1 Mayıs ile ilgili 'Dün Taksim meydanında yaşanan o tarihi an 2010 yılı asla ve asla tesadüfün eseri değildir. 1 Mayıs 2010 Türkiye'nin nasıl olgunlaştığının, tahrik ve provokasyondan nasıl sıyrıldığının somut bir abidesidir" demişti. Evet öyleydi, 1 Mayıs'ta hiçbir sorun olmadı. Kimsenin burnu kanamadı. Ertesi yıl, yasak gelmeye başladı. Neden? Hangi gerekçeyle yasaklıyorsunuz? Olaylar çıktı, fatura işçiye çıktı.
Yasak üzerine işçiler AİHM'e başvurdular. AİHM, '1 Mayıs'ta Taksim'de kutlama yapabilirsiniz' dedi. Uluslararası bir mahkeme Taksim'e izin verdi. Neden yasaklanıyor? Olaylar niye çıksın? 2010'da olay çıkmadı, yine çıkmaz. İnsanın kendi tarihine sahip çıkması doğaldır, orada 34 kişi öldü. Bu anılmayacak da ne anılacak bu ülkede?
Bırakın insanlar nerede istiyorsa bayramlarını kutlasın. Kimsenin kavga niyeti yok, ama baskı uygularsanız kavga çıkar. Herkes dikkatli olsun.
17 Aralık 2013 bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Bir tarihe bakın, bir şimdiye bakın. Her kuruşun hesabını halkına veren yönetime bakın, her kuruşu nasıl hortumlarım diyen hükümete bakın. O dönemde de yolsuzluklar olmuştur, ama hiç kimse affetmemiştir, ne Mustafa Kemal Atatürk, ne İsmet İnönü... Yolsuzluğa bulaşanı Yüce Divan'a göndermiştir. Onlar mütevazı yaşadı, onlar kendini halka adadı. Onların mirası üzerine kurulup devleti soyanlar bugün karşımızda. 17 Aralık'tan sonra soyulan Türkiye gerçeğini gördük. Bir yabancının 4 bakanı nasıl satın aldığını gördük.
'17 Aralık'ta bize darbe yapıldı' diyor. Ne darbesi? Darbelerden en büyük acıyı çekmiş bir siyasal parti olarak söylüyoruz, 'Hangi darbe'
'Erdoğan'ın haberi yoktu demesin' kimse. Bunu söyleyenin önüne 3 sayfalık MİT raporunu koyarız. 18 Nisan 2013 tarihli. Devletin soyulduğunu Erdoğan'a söylüyorlar. 8 ay sonra 17 Aralık oluyor. Başbakan'ı uyarıyorlar. Ama hiçbir şey olmuyor. Önce bunu vicdanlarımızda bir sorgulayacağız.
Bu hafta soruşturmalarla ilgili görüşmeler başlayacak. Bir havuz medyası var,
temel özelliği iktidar yandaşlığı yapmak ve yolsuzlukların üzerini kapatmak. Bu medya Reza Zarrab'ı televizyonlarına çıkarmaya başladı. Reza Zarrab Türkiye'nin cari açığını tek başına kapatan adammış. Reza Zarrab'ın heykelini dikmek lazım, ama yetmez İçişleri Baknalığı'nın önüne de bir heykel dikmek lazım. Reza Zarrab önünde yatan içişleri bakanı. Diyordu ya 'Sana bir şey olursa ben önüne yatarım' Başbakanlığın önüne de heykel dikmek lazım. Sarraf'ın elinde çikolata kutusu, Başbakanlığa giderken. Şimdi parlatıyorlar. Reza Zarrab'ın aile fotoğrafında da önemli bir yeri var."
18 Nisan 2014 Cuma
HDP oyunu CHP'den mi alıyor Yoksa AKP'den mi?
Seçimlerin son düzlüğünde, ‘oylar bölünmesin’ kampanyası ivme kazandı. Açıkça yazacak olursak, HDP, oyları bölüp AKP’ye destek olmakla suçlanıyor. Bu argümanın doğru olmadığını aşağıda somut veriler ışığında göstereceğim.
HDP’ye Yönelik Üç Çağrı
Seçim sürecinin başından beri, HDP’nin seçimlerde ne yapması gerektiğini söyleyen çok kesim var. Temelde HDP’ye üç şey önerildi:
1. HDP ve CHP ittifak yapsın
2. HDP Sırrı Süreyya Önder’i aday göstermesin, daha az popüler birisini aday göstererek CHP’ye dolaylı destek sunsun
3. HDP seçimlere girmesin
Bu üç olasılıktan ilkine HDP olumlu yanıt verdi ama bu, CHP tarafından reddedildi. Bu durum, en son bugün Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “geldiler işbirliği önerdiler kabul etmedik. 'Bize zarar verir' dedik bu. Aynı düşüncemi bugün de söylüyorum” şeklinde doğrulandı. Dolayısı ile ben, geri kalan iki ihtimalin maddi temelleri ile ilgili somut veriler paylaşarak tartışmaya katkıda bulunmak istiyorum.
İstanbul ve İzmir’de Anket
Bu verileri, SAMER araştırma merkezinin İstanbul ve İzmir’de gerçekleştirdiği ve benim koordinatörlüğünü yaptığım, 3944 kişiyle görüşülen anket çalışmasından elde ettik. Ankette, seçmenlere, yerel seçimlerde hangi partiye oy vereceklerini, daha önceki seçimlerde hangi partilere oy verdiklerini, bu seçimde ikinci tercihlerinin hangi parti olacağını, bazı isimler aday olursa veya olmazsa hangi partiye oy vereceklerini sorduk.
Öncelikle şu temel veri ile başlayalım. HDP seçmeninin, 2009 yerel seçimlerinde oy verdikleri partileri sorduk. Bu soru bize, HDP seçmenleri arasında AKP’den gelen kısmın, CHP’den gelenlerin iki katı olduğunu gösterdi:
BDP: % 49.06
AKP: % 10.06
CHP: % 5.66
EMEP: % 1.89
BBP: % 0.63
Oy Vermedim: %22.64
Cevap yok: %10.06
2. Argümana karşı (Sırrı Süreyya Önder seçime girmesin argümanı): Ankette Sırrı Süreyya Önder ve Mustafa Sarıgül’ün adaylığının yaratacağı etkiyi belirlemeye çalışmıştık. Sorduğumuz sorulardan birisi şuydu: ‘HDP/BDP adına Sırrı Süreyya Önder’den başka biri aday olursa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde aşağıdaki adaylardan hangisine oyunuzu verirsiniz?’ Daha önceki bir soruda Sırrı Süreyya Önder’e oy vereceğini söyleyen seçmenlerin, bu soruya verdiği yanıtların dağılımı şöyle:
BDP/HDP: %56.63
AKP: %15.66
CHP: %8.43
Oy vermem: %9.64
Cevap yok: %8.43
Yani, eğer çokça talep edildiği gibi Sırrı Süreyya Önder aday olmasa idi veya adaylıktan çekilirse, HDP seçmeninden AKP’ye gidecek oy, CHP’ye gidecek oyun iki katıdır. Başka bir soru ile, sadece Sadece Sırrı Süreyya Önder aday olursa HDP’ye oy verecek seçmenlerin, yani tam Sırrıcıların, ikinci parti tercihlerini sorduğumuzda, AKP’nin %15.28, CHP’nin %4.17 olduğunu gördük. Dolayısı ile Önder, AKP seçmenini CHP seçmeninden iki kat daha fazla çekmiştir. Önder aday olmazsa CHP kazanır argümanı doğru değildir, tam tersine Önder aday olmazsa AKP kazanır.
3. Argümana Karşı (HDP seçime girmesin). HDP’yi destekleyen seçmenlere, HDP seçimlere girmese idi kime oy vereceklerini sorduk. %37.82’si oy vermeyeceğini söylerken, %15.38’i AKP, %5.13’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtmiştir. Yani, HDP seçime girmezse karlı çıkacak olan CHP değil AKP’dir.
Bu verileri kısaca yorumlamak istiyorum:
1. HDP’ye yönelik ‘oyları bölüyorlar’ söylemi yanlıştır. HDP, CHP’den ve ancak daha çok AKP’den gelen yeni oylarla seçmen tabanını genişletmektedir. Bir diğer deyişle, HDP, sosyolojik olarak sadece CHP ile değil, CHP ve AKP’nin ikisi ile de rekabet eden bir partidir. Yani, iki partinin toplumsal tabanına da hitap eden, hatta AKP tabanından, CHP’ye göre daha fazla oy kazanan bir partidir.
2. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bugün ifade ettiği gibi, bütün bu istatistiksel verilere rağmen iyi niyetle CHP ile ittifak görüşmesi yapan, fakat CHP’nin ‘bizim tabanımız sizinle açıkça ittifak yapmamızı hoş karşılamaz’ dediği bir partiye, seçimlere bir hafta kala ‘oyları bölme çekil’ çağrısı yapmanın, ne bilimsel bir temeli ne de ahlaki geçerliliği vardır. HDP çekilirse, AKP’nin oyları CHP’ninkilerden daha fazla artacaktır.
3. Bu sosyolojik durumdan haberdar olmayıp Recep Tayyip Erdoğan’dan ve AKP’den bir an evvel kurtulma isteği ile HDP’ye yönelik dostça ortaklık önerilerinde bulunan bir sürü insanın, bir sürü Gezi’cinin son derece iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Berkin Elvan’ın ve diğer Gezi şehitlerinin katillerinden kurtulmak, onlardan hesap sormak milyonlarca insanın en büyük arzusu. HDP bu çağrıya kulak verdi, elinden geleni yaptı ancak kapıyı kapatanlar CHP’li yöneticiler oldular.
4. Bahsettiğim sosyolojik durumun farkında olarak bu kampanyayı inşa edenler ve HDP’ye yönelik suçlamalarda bulunanlar, ‘İstanbul’da AKP’yi devirecektik, ama HDP yüzünden olmadı’ diyerek HDP’yi itibarsızlaştırmak, AKP kazanırsa bunun bütün sorumluluğunu HDP’ye yükleyerek, HDP’nin güçlenmesini durdurmaya çalışmaktadırlar. Ancak, rakamlar göstermektedir ki, son dakikada ‘oyları bölmeyin’ şeklinde yapılan bu çağrının gerçekçi bir temeli bulunmamaktadır.
5. HDP, hem CHP’den ama daha çok AKP’den oy alarak, önümüzdeki süreçte hızla büyüyecek ve ilk yerel 2020’ye yaklaşırken Türkiye’nin en güçlü siyasi partilerinden birisi olacaktır. HDP’ye yönelik hem fiziki faşist saldırılar, hem de söylemsel düzlemde ilerleyen itibarsızlaştırma çabaları, bu duruma karşı geliştirilen farklı tarzlardaki tepkilerdir.
6. Bu kampanyayı yürütenler, HDP'yi itibarsızlaştırmaya ve 1960larda Türkiye İşçi Partisi'ne yaptıkları gibi meclis dışı itmeye çalışmaktadırlar. Yani kendilerine yönelik soldan gelen rekabeti elimine etmeye çalışmaktadırlar. Ayrıca ittifakı kabul etmeyen taraf pozisyonunu da aklamaya uğraşmaktadırlar. Bu cemaatin ve ulusalcıların yürüttüğü anti-HDP kampanyalarıyla örtüşmektedir. Bu kampanyalarda, Sırrı Süreyya Önder’e gidecek oyların, CHP-AKP oy farkını kapatmaya yeteceği, dolayısı ile HDP’nin AKP’ye çalıştığı iddia edilmektedir. Gerçekten CHP-AKP farkı kapandı ise bile, yukarıda sunduğum veriler, bu iddiaları çürütmektedir. Bu kampanyanın tek amacı güçlenen HDP’yi itibarsızlaştırmaktır.
Sonuç olarak, HDP’nin çeşitli şekillerde engellenmediği takdirde Türkiye’yi hızla nasıl değiştireceğini ve demokratikleştireceğini yakın gelecekte göreceğiz. Dolayısı ile, lütfen herkes kime canı istiyorsa ona oy versin. Endişe etmeyin, HDP en büyük darbeyi AKP’ye vuracaktır.
Not: Anketin ham datasına arzu edenler SAMER’den ulaşabilirler (http://www.ssamer.com/ )
@yorukerdem Erdem Yörük
HDP’ye Yönelik Üç Çağrı
Seçim sürecinin başından beri, HDP’nin seçimlerde ne yapması gerektiğini söyleyen çok kesim var. Temelde HDP’ye üç şey önerildi:
1. HDP ve CHP ittifak yapsın
2. HDP Sırrı Süreyya Önder’i aday göstermesin, daha az popüler birisini aday göstererek CHP’ye dolaylı destek sunsun
3. HDP seçimlere girmesin
Bu üç olasılıktan ilkine HDP olumlu yanıt verdi ama bu, CHP tarafından reddedildi. Bu durum, en son bugün Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “geldiler işbirliği önerdiler kabul etmedik. 'Bize zarar verir' dedik bu. Aynı düşüncemi bugün de söylüyorum” şeklinde doğrulandı. Dolayısı ile ben, geri kalan iki ihtimalin maddi temelleri ile ilgili somut veriler paylaşarak tartışmaya katkıda bulunmak istiyorum.
İstanbul ve İzmir’de Anket
Bu verileri, SAMER araştırma merkezinin İstanbul ve İzmir’de gerçekleştirdiği ve benim koordinatörlüğünü yaptığım, 3944 kişiyle görüşülen anket çalışmasından elde ettik. Ankette, seçmenlere, yerel seçimlerde hangi partiye oy vereceklerini, daha önceki seçimlerde hangi partilere oy verdiklerini, bu seçimde ikinci tercihlerinin hangi parti olacağını, bazı isimler aday olursa veya olmazsa hangi partiye oy vereceklerini sorduk.
Öncelikle şu temel veri ile başlayalım. HDP seçmeninin, 2009 yerel seçimlerinde oy verdikleri partileri sorduk. Bu soru bize, HDP seçmenleri arasında AKP’den gelen kısmın, CHP’den gelenlerin iki katı olduğunu gösterdi:
BDP: % 49.06
AKP: % 10.06
CHP: % 5.66
EMEP: % 1.89
BBP: % 0.63
Oy Vermedim: %22.64
Cevap yok: %10.06
2. Argümana karşı (Sırrı Süreyya Önder seçime girmesin argümanı): Ankette Sırrı Süreyya Önder ve Mustafa Sarıgül’ün adaylığının yaratacağı etkiyi belirlemeye çalışmıştık. Sorduğumuz sorulardan birisi şuydu: ‘HDP/BDP adına Sırrı Süreyya Önder’den başka biri aday olursa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde aşağıdaki adaylardan hangisine oyunuzu verirsiniz?’ Daha önceki bir soruda Sırrı Süreyya Önder’e oy vereceğini söyleyen seçmenlerin, bu soruya verdiği yanıtların dağılımı şöyle:
BDP/HDP: %56.63
AKP: %15.66
CHP: %8.43
Oy vermem: %9.64
Cevap yok: %8.43
Yani, eğer çokça talep edildiği gibi Sırrı Süreyya Önder aday olmasa idi veya adaylıktan çekilirse, HDP seçmeninden AKP’ye gidecek oy, CHP’ye gidecek oyun iki katıdır. Başka bir soru ile, sadece Sadece Sırrı Süreyya Önder aday olursa HDP’ye oy verecek seçmenlerin, yani tam Sırrıcıların, ikinci parti tercihlerini sorduğumuzda, AKP’nin %15.28, CHP’nin %4.17 olduğunu gördük. Dolayısı ile Önder, AKP seçmenini CHP seçmeninden iki kat daha fazla çekmiştir. Önder aday olmazsa CHP kazanır argümanı doğru değildir, tam tersine Önder aday olmazsa AKP kazanır.
3. Argümana Karşı (HDP seçime girmesin). HDP’yi destekleyen seçmenlere, HDP seçimlere girmese idi kime oy vereceklerini sorduk. %37.82’si oy vermeyeceğini söylerken, %15.38’i AKP, %5.13’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtmiştir. Yani, HDP seçime girmezse karlı çıkacak olan CHP değil AKP’dir.
Bu verileri kısaca yorumlamak istiyorum:
1. HDP’ye yönelik ‘oyları bölüyorlar’ söylemi yanlıştır. HDP, CHP’den ve ancak daha çok AKP’den gelen yeni oylarla seçmen tabanını genişletmektedir. Bir diğer deyişle, HDP, sosyolojik olarak sadece CHP ile değil, CHP ve AKP’nin ikisi ile de rekabet eden bir partidir. Yani, iki partinin toplumsal tabanına da hitap eden, hatta AKP tabanından, CHP’ye göre daha fazla oy kazanan bir partidir.
2. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bugün ifade ettiği gibi, bütün bu istatistiksel verilere rağmen iyi niyetle CHP ile ittifak görüşmesi yapan, fakat CHP’nin ‘bizim tabanımız sizinle açıkça ittifak yapmamızı hoş karşılamaz’ dediği bir partiye, seçimlere bir hafta kala ‘oyları bölme çekil’ çağrısı yapmanın, ne bilimsel bir temeli ne de ahlaki geçerliliği vardır. HDP çekilirse, AKP’nin oyları CHP’ninkilerden daha fazla artacaktır.
3. Bu sosyolojik durumdan haberdar olmayıp Recep Tayyip Erdoğan’dan ve AKP’den bir an evvel kurtulma isteği ile HDP’ye yönelik dostça ortaklık önerilerinde bulunan bir sürü insanın, bir sürü Gezi’cinin son derece iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Berkin Elvan’ın ve diğer Gezi şehitlerinin katillerinden kurtulmak, onlardan hesap sormak milyonlarca insanın en büyük arzusu. HDP bu çağrıya kulak verdi, elinden geleni yaptı ancak kapıyı kapatanlar CHP’li yöneticiler oldular.
4. Bahsettiğim sosyolojik durumun farkında olarak bu kampanyayı inşa edenler ve HDP’ye yönelik suçlamalarda bulunanlar, ‘İstanbul’da AKP’yi devirecektik, ama HDP yüzünden olmadı’ diyerek HDP’yi itibarsızlaştırmak, AKP kazanırsa bunun bütün sorumluluğunu HDP’ye yükleyerek, HDP’nin güçlenmesini durdurmaya çalışmaktadırlar. Ancak, rakamlar göstermektedir ki, son dakikada ‘oyları bölmeyin’ şeklinde yapılan bu çağrının gerçekçi bir temeli bulunmamaktadır.
5. HDP, hem CHP’den ama daha çok AKP’den oy alarak, önümüzdeki süreçte hızla büyüyecek ve ilk yerel 2020’ye yaklaşırken Türkiye’nin en güçlü siyasi partilerinden birisi olacaktır. HDP’ye yönelik hem fiziki faşist saldırılar, hem de söylemsel düzlemde ilerleyen itibarsızlaştırma çabaları, bu duruma karşı geliştirilen farklı tarzlardaki tepkilerdir.
6. Bu kampanyayı yürütenler, HDP'yi itibarsızlaştırmaya ve 1960larda Türkiye İşçi Partisi'ne yaptıkları gibi meclis dışı itmeye çalışmaktadırlar. Yani kendilerine yönelik soldan gelen rekabeti elimine etmeye çalışmaktadırlar. Ayrıca ittifakı kabul etmeyen taraf pozisyonunu da aklamaya uğraşmaktadırlar. Bu cemaatin ve ulusalcıların yürüttüğü anti-HDP kampanyalarıyla örtüşmektedir. Bu kampanyalarda, Sırrı Süreyya Önder’e gidecek oyların, CHP-AKP oy farkını kapatmaya yeteceği, dolayısı ile HDP’nin AKP’ye çalıştığı iddia edilmektedir. Gerçekten CHP-AKP farkı kapandı ise bile, yukarıda sunduğum veriler, bu iddiaları çürütmektedir. Bu kampanyanın tek amacı güçlenen HDP’yi itibarsızlaştırmaktır.
Sonuç olarak, HDP’nin çeşitli şekillerde engellenmediği takdirde Türkiye’yi hızla nasıl değiştireceğini ve demokratikleştireceğini yakın gelecekte göreceğiz. Dolayısı ile, lütfen herkes kime canı istiyorsa ona oy versin. Endişe etmeyin, HDP en büyük darbeyi AKP’ye vuracaktır.
Not: Anketin ham datasına arzu edenler SAMER’den ulaşabilirler (http://www.ssamer.com/ )
@yorukerdem Erdem Yörük
17 Nisan 2014 Perşembe
CHP: Bedeli ne olursa olsun 1 Mayıs'ta Taksim'deyiz
CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, Taksim'in 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasına tepki gösterdi. Çelebi, 'Bedeli ne olursa olsun biz 1 Mayıs'ta Taksim'de olacağız' dedi
CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, TBMM’de beraberindeki CHP’li milletvekilleri ile birlikte basın toplantısı düzenledi. 1 Mayıs’ta Taksim’in kapatılmasıyla ilgili uygulamayı eleştiren ve Türkiye’nin gerilimli bir süreci yaşadığını belirten Çelebi, "1 Mayıs işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü. Kölelik koşullarına karşı bir direnişin adıdır 1 Mayısö dedi.
Basın toplantısının ardından Çelebi ve beraberindeki milletvekilleri, gazetecileri yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesi kırmızı karanfil dağıttı.
CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, TBMM’de beraberindeki CHP’li milletvekilleri ile birlikte basın toplantısı düzenledi. 1 Mayıs’ta Taksim’in kapatılmasıyla ilgili uygulamayı eleştiren ve Türkiye’nin gerilimli bir süreci yaşadığını belirten Çelebi, "1 Mayıs işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü. Kölelik koşullarına karşı bir direnişin adıdır 1 Mayısö dedi.
Basın toplantısının ardından Çelebi ve beraberindeki milletvekilleri, gazetecileri yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesi kırmızı karanfil dağıttı.
16 Nisan 2014 Çarşamba
Akp kendi sandık görevlisini YSK'ya şikayet etti.
Yalovada skandal başvuru
AKP Yalova'da sandık görevlisi yaptığı kişiyi 'Kısıtlı olduğu için oy kullanamaz' diyerek YSK'ya şikayet etti.CHP’li Vefa Salman’ın 6 oy farkla seçimi kazandığı Yalova Belediyesi’nde seçimin tekrarlanacağı iddiaları ortalığı karıştırdı. CHP Grup Başkanvekili ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Yalova’da seçimin tekrarlanacağı konusunu kesin bir dille yalanlarken, AKP ile ilgili Yalova bombasını patlattı.
AKP’DEN YSK’YA İLGİNÇ İTİRAZ
İnce, AKP’li Yalova Belediye Başkan Adayı Yakup Koçal’a, ”AKP’li Yakup Koçal kendi sandık görevlisine zihinsel engellidir, oy kullanamaz diyerek YSK’ya itiraz etti mi?” diye sordu.
KISITLI DEDİKLERİ KİŞİ AKP’Lİ SANDIK GÖREVLİSİ ÇIKTI
İnce’nin söz ettiği belgelere SÖZCÜ ulaştı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop 7 Nisan 2014 tarihinde YSK’ya yaptığı itiraz başvurusunda 298 sayılı kanunun 8. maddesine dayanarak “seçimlerde oy kullanmaması gereken kısıtlıların oy kulandığını” ve seçimin iptal edilmesi gerektiğini belirtti.
Şentop, H.B.U. isimli şahsın, kısıtlı olduğu halde oy kullandığı konusunda itirazda bulunurken, H.B.U.’nun aynı zamanda 1217 Nolu sandıkta AKP’nin sandık görevlisi olarak görev yaptığı öğrenildi. sözcü
15 Nisan 2014 Salı
Bu kez koruma önlemleri çok sağlam.
TBMM’de geçtiğimiz hafta saldırıya uğrayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geniş güvenlik önlemleri altında grup toplantısının yapılacağı salona girdi. Partililer tarafından alkış ve sloganlarla karşılanan Kılıçdaroğlu grup toplantısındaki konuşmasında hukuk devleti vurgusu yaptı.
Meclis’te bugün grup toplantıları yapılıyor. CHP grubunda Kılıçdaroğlu gelmeden önce geçen haftaki saldırı sebebiyle geniş güvenlik önlemi alındı. Saldırının gerçekleştiği kuliste koltuklar kaldırıldı. Kılıçdaroğlu’nun geçeceği koridorda ziyaretçilerin beklemesine müsaade edilmedi. Kılıçdaroğlu salona girerken çok sayıda polis güvenlik önlemi aldı. Basın mensuplarının yoğun ilgisi sebebiyle Kılıçdaroğlu salona girerken zaman zaman izdiham da yaşandı.
Alkışlar ve sloganlar eşliğinde salona giren Kılıçdaroğlu isminin okunmasının ardından kürsüye gelerek haftalık grup konuşmasını yapmaya başladı. Konuşmasının başında Kılıçdaroğlu hukuk devletinin anlam ve öneminden bahsetti. Üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Hukuk devletinde güçlüler haklı değil, haklılar güçlüdür.” dedi.
Hesap vermenin hukuk devletinin temel esaslarından biri olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Hukuk devleti dayatmacı değil, yurttaşına hizmet eden devlettir. Baskı kuran devlete hukuk devleti denemez.” ifadelerini kullandı.
Meclis’te bugün grup toplantıları yapılıyor. CHP grubunda Kılıçdaroğlu gelmeden önce geçen haftaki saldırı sebebiyle geniş güvenlik önlemi alındı. Saldırının gerçekleştiği kuliste koltuklar kaldırıldı. Kılıçdaroğlu’nun geçeceği koridorda ziyaretçilerin beklemesine müsaade edilmedi. Kılıçdaroğlu salona girerken çok sayıda polis güvenlik önlemi aldı. Basın mensuplarının yoğun ilgisi sebebiyle Kılıçdaroğlu salona girerken zaman zaman izdiham da yaşandı.
Alkışlar ve sloganlar eşliğinde salona giren Kılıçdaroğlu isminin okunmasının ardından kürsüye gelerek haftalık grup konuşmasını yapmaya başladı. Konuşmasının başında Kılıçdaroğlu hukuk devletinin anlam ve öneminden bahsetti. Üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Hukuk devletinde güçlüler haklı değil, haklılar güçlüdür.” dedi.
Hesap vermenin hukuk devletinin temel esaslarından biri olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Hukuk devleti dayatmacı değil, yurttaşına hizmet eden devlettir. Baskı kuran devlete hukuk devleti denemez.” ifadelerini kullandı.
13 Nisan 2014 Pazar
Aylin Kotil'den bomba iddialar.
Bir CHP’li Bakara-makara deseydi öldürülürdü!
CHP'li Aylin Kotil, Egemen Bağış'ın Kur'an ayetleriyle alay ettiğinin öne sürüldüğü ses kaydına atıfta bulunarak, 'Bir CHP'li Bakara-makara deseydi öldürülürdü' dedi.30 Mart yerel seçimlerinde İstanbul Beyoğlu’nun CHP belediye başkan adayı olan ancak AKP adayı Misbah Demircan'a kaybeden Aylin Kotil, eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'a ait olduğu öne sürülen ses kaydında Kur'an ayetleriyle dalga geçtiğinin öne sürülmesine ilişkin, "Bir CHP’li kazara, ‘makara bakara’ deseydi offff... Sittin sene belimizi doğrultamazdık. Bitmiştik yani. Linç edilir, öldürülürdü sokakta" dedi.
Zaman gazetesinden Fehmi Ur'a konuşan Kotil, AKP hükümetinin Fethullah Gülen cemaatine ait yurtdışındaki Türk okullarının kapatılmasına yönelik başlattığı girişimlere ilişkin, "Şimdi bir eğitimci olarak, eğitim dediğiniz vakit benim için akan sular duruyor. Eğitimli bir nesil her zaman tercihim. Okulların kapatılması veya okullara hayır deme gibi bir bakış açım olamaz zaten" ifadelerini kullandı.
Aylin Kotil'in açıklamalarından satırbaşları şöyle:
Beyoğlu, genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yakın olarak görülüyor. İnsanlarda böyle bir algı var. Ama epeydir ilçede sağ partiler kazanıyor...
Özellikle, İstiklal ve Cihangir bölgesi böyle biliniyor. Aslında durum hiç öyle değil. Toplamda 45 mahallemiz var. Bunlardan sadece 3-4 tanesi bu şekilde. Diğer geri kalan 42 mahallemiz gayet mütedeyyin diye adlandırdığımız kesimin oturduğu mahalleler.
Oyunuzu artırmanıza rağmen seçimi neden kaybettiniz?
Bunda, maalesef Saadet Partisi’nin blok olarak AK Parti’ye oy vermesi çok etkili oldu. Yani Saadet Partisi, kendi oyunu korumayı bırakın kendi oyunu aldığı oyun 5 bin daha azını almış olsa belki bugün biz belediye başkanı olacaktık! Güçlü olduğumuz mahallelerde, daha doğrusu eskiden güçlü olmayıp da şimdi güçlü olduğumuz mahallelerde, Kasımpaşa’nın bütün mahallelerinde kafa kafaya gittik. O bizi çok mutlu etti.
Bundan sonraki planlarınız neler?
Gelecek adına bir plan yapmadık ama seçimden sonra ne yaptınız, diye soracak olursanız; ilk etapta ilçe seçim kuruluna itirazımızı yaptık, ancak kabul edilmedi maalesef. Çünkü biz bir oyumuzun bile diğer haneye yazılmasını istemedik. İnsanlar şehir dışından geldiler. Zahmet çekerek oy kullandılar. Akşam saat 05.00’te Kasımpaşa merkezde bulunan okulda hâlâ kapılara kadar kuyruklar vardı. Emek vardı ortada. Eğer ben o oyun peşinde koşmazsam, o insanların emeğine yazık olurdu bu bir. İkincisi de; insanların zaten kazanamıyoruz, o zaman niye oy kullanalım, demesiyle eş anlamlı olurdu. Yapmamız gereken her şeyi yaptık. Bundan dolayı gelecek adına bir şey planlayamadık.
Milletvekili adayı olacağınız yönünde haberler var...
Gazeteciler sordu. Ben de böyle bir düşüncem yok, dedim. Ancak, varmış gibi gösterildi. Şimdilik böyle bir düşüncem yok.
Siyasete devam edeceğiniz sinyali veriyorsunuz sanki...
Bizim üzerimize düşen ne görev varsa bunu yapacağım. Zaten, yerel seçim sürecinde yaptığımız çalışmaları raporlayacağım. Genel merkeze sunmak istiyorum. Çünkü, sokakta çok fazla vakit geçirerek, insanlarla bire bir iletişime geçtim. Neler yapılabilir, ne olabilir, diye. İnsanların sorununu dinledim ve bununla ilgili bir çıkarımım oldu. Yani, bundan sonraki seçimlerde nasıl oyumuzu artırabileceğimiz yönünde. Daha doğrusu kendimizi nasıl tanıtabileceğimiz anlamında.
Mecliste Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Toplumdaki yönetenlerin şiddet dilinin durumu bu noktaya getirdiğine inanıyorum. Şiddet dilini bırakmamız gerekiyor. Farklı bir dile geçmeliyiz. Bunu artık her alanda görmeye başladık. Eskiden toplumda gerginlik veya hezeyan olduğu dönemlerde, o toplumdaki liderler halkı sükûnete davet ederlerdi. Maalesef şu an tam tersini görüyoruz. Halk yönetenleri sükûnete davet ediyor. Bu yüzden durum daha kötü olmadan artık bu şiddet dilinin değişmesi gerekiyor.
Geçen sene, Haydarpaşa’dan Ankara’ya yürüyerek seçim barajının kaldırılması için 19 günlük ilginç bir protestonuz vardı. Bundan sonra da sizi böyle eylemlerde görebilir miyiz?
Baraj düşmedi biliyorsunuz. O yüzden devam edecek. (Gülüyor)
Malum son günleri en çok meşgul eden konulardan biri de yurtdışındaki Türk okullarına yönelik hükümetin kapatma girişimleri. Bir eğitimci olarak siz ne düşünüyorsunuz?
Şimdi bir eğitimci olarak, eğitim dediğiniz vakit benim için akan sular duruyor. Eğitimli bir nesil her zaman tercihim. Çünkü şunu çok net gördüm; 3 yaşında okula başlayan bir çocukla, sadece 1. sınıftan okula başlayan çocuk arasında inanılmaz fark var. O yüzden eğitime hayır deme şansım yok. Ben bunu yaşıyorum, gözlemliyorum. Bir eğitimci olarak okulların kapatılması veya okullara hayır deme gibi bir bakış açım olamaz zaten.
Bir süredir ‘Hizmet Hareketi’ üzerinden bir ötekileştirme, kara propaganda yapılıyor. Bu durum toplumu nereye doğru götürüyor?
İnsan olarak etiketlemeyi seviyoruz. Burada siyasilere çok iş düşüyor. Bunu yapacak olan onlar. Toplum, hep ileri gelenleri örnek alır. O yüzden, sanatçılar, siyasiler birer rol model olduklarının farkında olarak hareket etmek durumundalar. Siz isteyin ya da istemeyin toplum size o misyonu yüklüyor.
Siyasetçiler rol modeldir demişken, Egemen Bağış’ın âyet ile dalga geçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben size bir şey söyleyeyim. Bir CHP’li kazara, ‘makara bakara’ deseydi offff... Sittin sene belimizi doğrultamazdık. Bitmiştik yani. Linç edilir, öldürülürdü sokakta.
Yanlış tedavinin masrafı da hastadan alınacak
Sağlık'ta yeni dönem artık hasta olmaya gelmez!
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklik tartışmalara neden oldu. CHP, yönetmelik değişikliğiyle yanlış tedavinin masrafının artık hastalara yüklendiğini ileri sürerken; Sağlık Bakanlığı, değişikliğin Danıştay kararı nedeniyle yapıldığını savundu.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklik 21 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlandı. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, değişiklik öncesinde özel hastanede tedavi gören hastaya yanlış tedavi uygulanması ve hastanenin olanaklarının yeterli olmaması durumunda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevk edilebildiğini; bu durumda masrafların da yanlış tedavi uygulayan hastane tarafından karşılandığını anımsattı. Ancak 21 Mart'ta yapılan değişiklikle, yanlış tedavi ya da hastanenin yetersizliği durumunda ortaya çıkan masrafların hastaya yüklendiğini ileri sürerek konuyu Meclis'e taşıdı. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
DEĞİŞİKLİK DANIŞTAY KARARIYLA YAPILDI
Şeker'in bu iddialarına karşılık sağlık bakanlığı, yönetmelik değişikliğinin Danıştay Kararı doğrultusunda yapıldığını savundu. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Söz konusu hastanın transferi ve transfer edildiği hastanelerdeki teşhis ve tedavisi ile ilgili ücretleri tıp merkezi tarafından karşılanır” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin kararına dayanarak değiştirildiği belirtildi.
"KUSUR YOKKEN, SORUMLU TUTULAMAZ"
Danıştay'ın söz konusu kararında “Tıbbi müdahalelere bağlı olarak gelişen komplikasyon ve benzeri durumların her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olmayacağı tartışmasızdır. İlgililerin kusurunun olmadığı durumlarda bu müdahalelerden kaynaklanan zararın tazmininden de sorumlu tutulmaması gerekmektedir. Kusurlu bir tıbbi müdahale olmaksızın tıp merkezlerini hastaların sevk edildiği hastanelerde yapılan teşhis ve tedavi masraflarından sorumlu tutmak hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki müdahalenin kusurlu olup olmadığı, zararın bu müdahaleden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve tıp merkezlerinin bu zararın tazmininden sorumlu tutulup tutulmayacağı açılacak bir tazminat davasının konusudur. Bu durumda, tıp merkezinde yapılan bir müdahaleye bağlı olarak gelişen komplikasyonlar ve/veya yoğun bakım hizmetine ihtiyaç olan durumlarda hastanın sevk edildiği ve tedavisinin yapıldığı hastanedeki teşhis ve tedavi ile ilgili ücretlerin tıp merkezi tarafından karşılanacağı ve bu ücretin hastadan talep edilemeyeceği yolundaki düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir” deniliyor.
Sağlık Bakanlığı, 21 Mart'ta yapılan değişikliğin Danıştay'ın bu kararına bağlı olarak yapıldığını vurgularken, "Komplikasyon her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Öncelikle komplikasyonun ilgili özel hastanenin kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir" denildi.
SUÇ DUYURUSU VE TAZMİNAT YOLU AÇIKTIR
Ayrıca hastanın yanlış tedaviden zarar görmesi durumunda suç duyurusunda veya tazminat talebinde bulunabileceği anımsatılarak, "Zarar gören hastanın yargıda hak arama yolu açıktır. Yargıya başvurulduğunda kusur tespiti mahkemeler tarafından uzman bilirkişi, adli tıp kurumu veya yüksek sağlık şurası raporu ile yapılmaktadır. Mahkeme tarafından özel hastanenin kusurlu olduğu kanaatine varılması halinde tazminata hükmedilmektedir" denildi.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklik tartışmalara neden oldu. CHP, yönetmelik değişikliğiyle yanlış tedavinin masrafının artık hastalara yüklendiğini ileri sürerken; Sağlık Bakanlığı, değişikliğin Danıştay kararı nedeniyle yapıldığını savundu.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklik 21 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlandı. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, değişiklik öncesinde özel hastanede tedavi gören hastaya yanlış tedavi uygulanması ve hastanenin olanaklarının yeterli olmaması durumunda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevk edilebildiğini; bu durumda masrafların da yanlış tedavi uygulayan hastane tarafından karşılandığını anımsattı. Ancak 21 Mart'ta yapılan değişiklikle, yanlış tedavi ya da hastanenin yetersizliği durumunda ortaya çıkan masrafların hastaya yüklendiğini ileri sürerek konuyu Meclis'e taşıdı. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
DEĞİŞİKLİK DANIŞTAY KARARIYLA YAPILDI
Şeker'in bu iddialarına karşılık sağlık bakanlığı, yönetmelik değişikliğinin Danıştay Kararı doğrultusunda yapıldığını savundu. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Söz konusu hastanın transferi ve transfer edildiği hastanelerdeki teşhis ve tedavisi ile ilgili ücretleri tıp merkezi tarafından karşılanır” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin kararına dayanarak değiştirildiği belirtildi.
"KUSUR YOKKEN, SORUMLU TUTULAMAZ"
Danıştay'ın söz konusu kararında “Tıbbi müdahalelere bağlı olarak gelişen komplikasyon ve benzeri durumların her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olmayacağı tartışmasızdır. İlgililerin kusurunun olmadığı durumlarda bu müdahalelerden kaynaklanan zararın tazmininden de sorumlu tutulmaması gerekmektedir. Kusurlu bir tıbbi müdahale olmaksızın tıp merkezlerini hastaların sevk edildiği hastanelerde yapılan teşhis ve tedavi masraflarından sorumlu tutmak hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki müdahalenin kusurlu olup olmadığı, zararın bu müdahaleden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve tıp merkezlerinin bu zararın tazmininden sorumlu tutulup tutulmayacağı açılacak bir tazminat davasının konusudur. Bu durumda, tıp merkezinde yapılan bir müdahaleye bağlı olarak gelişen komplikasyonlar ve/veya yoğun bakım hizmetine ihtiyaç olan durumlarda hastanın sevk edildiği ve tedavisinin yapıldığı hastanedeki teşhis ve tedavi ile ilgili ücretlerin tıp merkezi tarafından karşılanacağı ve bu ücretin hastadan talep edilemeyeceği yolundaki düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir” deniliyor.
Sağlık Bakanlığı, 21 Mart'ta yapılan değişikliğin Danıştay'ın bu kararına bağlı olarak yapıldığını vurgularken, "Komplikasyon her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Öncelikle komplikasyonun ilgili özel hastanenin kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir" denildi.
SUÇ DUYURUSU VE TAZMİNAT YOLU AÇIKTIR
Ayrıca hastanın yanlış tedaviden zarar görmesi durumunda suç duyurusunda veya tazminat talebinde bulunabileceği anımsatılarak, "Zarar gören hastanın yargıda hak arama yolu açıktır. Yargıya başvurulduğunda kusur tespiti mahkemeler tarafından uzman bilirkişi, adli tıp kurumu veya yüksek sağlık şurası raporu ile yapılmaktadır. Mahkeme tarafından özel hastanenin kusurlu olduğu kanaatine varılması halinde tazminata hükmedilmektedir" denildi.
Özel Hastaneler yönetmeliğinde skandal değişiklik!
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe göre, ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. Skandal değişiklik Meclis’e taşındı.
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde çok tartışılacak bir değişiklik yapıldı. Buna göre ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. CHP ’nin doktor vekili Şeker, siyasi tartışmalar sebebiyle gözden kaçan skandal değişikliği Meclis’e taşıdı.
Sağlık Bakanlığı’nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. 21 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak siyasi gündem nedeniyle gözlerden kaçan yönetmelik değişikliğini, CHP, yazılı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
CHP’nin doktor vekili, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker , düzenlemenin, eski yönetmeliğin 40/A maddesinde değişiklik yaptığını belirterek, “Yönetmeliğin bu maddesi, ‘özel hastanede tedavi gören hastaya, yanlış tedavi yapılması ve hastanenin imkanları yeterli olmadığı durumlarda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevkini’ düzenliyor.
ESKİDEN YANLIŞ TEDAVİ YAPAN HASTANE KARŞILIYORDU
Eski yönetmelikte, hastanın nakli ve sevk edildiği hastanedeki tedavisiyle ilgili zorunlu giderler, yanlış tedavi yapan ve bu nedenle sevk eden hastane tarafından karşılanıyordu. Ancak yönetmelik değişikliği ile 40/A maddesinin birinci fıkrasının, ikinci ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırıldı. Bu değişiklikle, yanlış tedavi masrafları artık hastaya yüklendi. Özel bir hastanede tedavi altındayken yanlış tedavi edilen ve komplikasyon yaşanan ve başka bir hastaneye sevk edilen hastalar, ilk hastanedeki yanlış tedavi ücretini, ardından sevk ücretini ödemek zorunda kalacak” dedi.
DEVLET HASTANELERİNDE YIĞILMALAR OLACAK
Doktorluk yaptığı için konuyu yakından bildiğini kaydeden Şeker, şöyle devam etti: “Diyelim ki yanlış tedavi oldu, komplikasyon gelişti, hasta bir başka özel hastaneye gönderiliyordu. Masrafları da yanlış tedaviyi yapan ilk hastane ödüyordu. Bu değişiklikle masraf hastaya yüklendiği gibi hastanenin yükümlülüğü de ortadan kaldırılıyor. Yeni yönetmelikte netlik yok. Hasta nereye gitsin, masrafları kim ödesin belli değil. İlk işlemi yani yanlış tedaviyi yapan hastane , masrafları ödemeyeceği için hasta ile kimse ilgilenmeyecektir. Bu, hastanın ortadan kalkması demektir. Üstelik gittiği hastane, hastadan fark isteyecektir. Vatandaş, fark ödememek için bu kez devlet hastanelerine yönelecek, devlet hastanelerinde yığılma olacaktır.”
Mehmet Şeker, yönetmelik değişikliğinin hasta haklarını geriye götürdüğüne dikkat çekerken seçim atmosferi ve siyasi tartışmalar nedeniyle kamuoyununun gözünden kaçtığını belirtti.
ÇiFTE MAĞDURiYET
Bugün gazetesinin haberine göre, Şeker, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde “Yeni düzenlemeyle hasta hem yanlış tedavinin masraflarını, hem de hastane tarafından uygulanan yanlış tedavi nedeniyle oluşan komplikasyonun tedavisine yönelik bedeli ödemek zorunda bırakılmakta, yani hasta iki kez ücret ödemeye mahkûm edilmektedir. Bu düzenlemeyle mağdur edilen hasta yerine mağduriyeti yaratan özel sağlık kurumları kollanmaktadır” dedi. Şeker, önergede, düzenlemenin gerekçesini sordu. samanyoluhaber
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde çok tartışılacak bir değişiklik yapıldı. Buna göre ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. CHP ’nin doktor vekili Şeker, siyasi tartışmalar sebebiyle gözden kaçan skandal değişikliği Meclis’e taşıdı.
Sağlık Bakanlığı’nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. 21 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak siyasi gündem nedeniyle gözlerden kaçan yönetmelik değişikliğini, CHP, yazılı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
CHP’nin doktor vekili, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker , düzenlemenin, eski yönetmeliğin 40/A maddesinde değişiklik yaptığını belirterek, “Yönetmeliğin bu maddesi, ‘özel hastanede tedavi gören hastaya, yanlış tedavi yapılması ve hastanenin imkanları yeterli olmadığı durumlarda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevkini’ düzenliyor.
ESKİDEN YANLIŞ TEDAVİ YAPAN HASTANE KARŞILIYORDU
Eski yönetmelikte, hastanın nakli ve sevk edildiği hastanedeki tedavisiyle ilgili zorunlu giderler, yanlış tedavi yapan ve bu nedenle sevk eden hastane tarafından karşılanıyordu. Ancak yönetmelik değişikliği ile 40/A maddesinin birinci fıkrasının, ikinci ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırıldı. Bu değişiklikle, yanlış tedavi masrafları artık hastaya yüklendi. Özel bir hastanede tedavi altındayken yanlış tedavi edilen ve komplikasyon yaşanan ve başka bir hastaneye sevk edilen hastalar, ilk hastanedeki yanlış tedavi ücretini, ardından sevk ücretini ödemek zorunda kalacak” dedi.
DEVLET HASTANELERİNDE YIĞILMALAR OLACAK
Doktorluk yaptığı için konuyu yakından bildiğini kaydeden Şeker, şöyle devam etti: “Diyelim ki yanlış tedavi oldu, komplikasyon gelişti, hasta bir başka özel hastaneye gönderiliyordu. Masrafları da yanlış tedaviyi yapan ilk hastane ödüyordu. Bu değişiklikle masraf hastaya yüklendiği gibi hastanenin yükümlülüğü de ortadan kaldırılıyor. Yeni yönetmelikte netlik yok. Hasta nereye gitsin, masrafları kim ödesin belli değil. İlk işlemi yani yanlış tedaviyi yapan hastane , masrafları ödemeyeceği için hasta ile kimse ilgilenmeyecektir. Bu, hastanın ortadan kalkması demektir. Üstelik gittiği hastane, hastadan fark isteyecektir. Vatandaş, fark ödememek için bu kez devlet hastanelerine yönelecek, devlet hastanelerinde yığılma olacaktır.”
Mehmet Şeker, yönetmelik değişikliğinin hasta haklarını geriye götürdüğüne dikkat çekerken seçim atmosferi ve siyasi tartışmalar nedeniyle kamuoyununun gözünden kaçtığını belirtti.
ÇiFTE MAĞDURiYET
Bugün gazetesinin haberine göre, Şeker, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde “Yeni düzenlemeyle hasta hem yanlış tedavinin masraflarını, hem de hastane tarafından uygulanan yanlış tedavi nedeniyle oluşan komplikasyonun tedavisine yönelik bedeli ödemek zorunda bırakılmakta, yani hasta iki kez ücret ödemeye mahkûm edilmektedir. Bu düzenlemeyle mağdur edilen hasta yerine mağduriyeti yaratan özel sağlık kurumları kollanmaktadır” dedi. Şeker, önergede, düzenlemenin gerekçesini sordu. samanyoluhaber
12 Nisan 2014 Cumartesi
11 Nisan 2014 Cuma
Yarın CHP işgal edilecek.
“OccupyCHP” adı altında sosyal medyada örgütlenen gençler 12 Nisan Cumartesi günü saat 13.00’te CHP Genel Merkezi’ni işgal edeceklerini duyurdu.
CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç Yıldız, işgal edecek gençler için hazır ve oldukça heyecanlı olduklarını söyledi.
Gerçekleştirilecek bu eylemden dolayı çok heyecanlı olduklarını dile getiren İrfan İnanç Yıldız, hazırlıklar için iki toplantı yaptıklarını belirterek şu bilgileri verdi:
“Cumartesi günü forumun gerçekleştirileceği alana iki masa kuracağız. Bu masalardan biri üye kayıt masası olacak. Dileyen gençler partimize anında üye olabilecekler. Diğer masa ise, gönüllüler masası olacak. Partimize üye olmadan projelerimize, eylemlerimize gönüllü olarak katkı sağlamak isteyen arkadaşlarımız için oluşturduğumuz formlar bulunacak bu masada. Kendilerine uzmanlık alanlarını ya da etkin oldukları alanları, partimizde eksik gördükleri, eleştirdikleri noktaları soracağız.”
KILIÇDAROĞLU ONAYLADI: Etkinlikle ilgili MYK toplantısında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na bizzat bilgi verdiğini anlatan Yıldız, üye olmak isteyenlerin üyelik işlemlerinin hızlandırılmasıyla ilgili parti tüzüğünde yer alan 12. maddeden faydalanması ve eylemin gerçekleştirileceği gün genç milletvekillerinin de alanda hazır bulunması için Kılıçdaroğlu’nun da onayını aldığını söyledi.
CHP’Yİ İŞGAL ET: Yeni bir ruha sahip, genç bir CHP’nin iktidara daha hızlı yürüyebileceğini bildiren Yıldız şöyle devam etti: “Bizim daha önceden fitilini ateşlediğimiz CHP’yi gençleştirme hareketi için bütün gençleri destek vermeye, bize güç vermeye davet ediyoruz. Türkiye’de yeni bir siyaset dilinin oluşturulması, yaş ortalaması 50-60 civarında olan kadrolarımızın gençleştirilmesi, siyasete yeni yüzlerin katılması bizim en büyük arzumuz, halkımızın da talebi bu yönde. Bu yüzden çok mutluyuz ve oldukça heyecanlıyız. ‘CHP’yi İşgal Et!’ girişimi için kapımızı sonuna kadar açıyoruz.”
KILIÇDAROĞLU’NDAN ÇAĞRI:
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim döneminde gençlere sürekli çağrı yaparak, “Gelin, değiştirelim” ifadesini sıklıkla kullanmıştı. Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde sosyal medya platformu twitter üzerinden yaptığı değerlendirmede de, “Biz CHP olarak, gençlerimizin gücüne inanıyor ve değişime açık olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Tüm gençlerimizi kucaklamaya hazırız. 30 Mart 2014 yerel seçimleri sonrası hilenin değil, doğrunun kazanması için gece gündüz bize destek veren gençlerimiz ile gurur duyuyoruz. Gençlerin kararlılığı, onlarla kurmaya çalıştığımız bağ için bizlere cesaret verdi. Gençlerle birlikte özgür Türkiye’yi yeniden kuracağız” ifadesini kullandı.
KİM BU GENÇLER: 30 Mart yerel seçimleri sonucunda yaşanan usulsüzlük iddiaları ana muhalefet CHP’de başını gençlerin çektiği ve sosyal medya platformları üzerinde örgütlenen yeni bir grubu doğurdu. Kendilerine “#occupychp” (CHP’yi işgal et) ismini veren grup, “Siyaseti liderlere bırakarak uzaktan eleştirmek dönemi bitmiştir” sloganıyla CHP içinde siyaset yapma kararı aldı.
81 ilde örgütlenmeye çalışan grup tarafından yapılan açıklamada, “Sevgili CHP, Gezi sürecinden beridir görüyoruz ki, seni yöneten adamlardan bazıları bu muhalefet işini pek beceremiyor” ifadesi kullanıldı. Gruba yine sosyal medya üzerinden destek verenlerin sayısı da giderek artıyor. Grup şimdiden İstanbul’da 3 bini, Ankara’da ise bini aşkın bir kitleye ulaştı.
30 Mart yerel seçimlerinin yapıldığı gün başta İstanbul ve Ankara olmak üzere metropollerden yansıyan şaibe iddiaları üzerine CHP Genel Merkezi ve il örgütlerine giderek başta tutanak usulsüzlükleri olmak üzere seçim hilelerini ortaya çıkarmak görevi üstlenen gençler, parti içinde yeni bir örgütü inşa etme kararı da verdi.
GEZİ RUHU:
Grup adına yayımlanan 20 maddelik manifesto ise şöyle:
“Fikri, bilinci ve vicdanı özgür Gezi Ruhu’nun partiye hakim olmasını amaçlar. Genç kuşağın parti, ülke ve dünya yönetiminde karar hakkı aramasıdır. Parti içi ya da dışı dinamiklerden, ittifaklardan tam bağımsız bir sivil inisiyatiftir. Özgürlük, eşitlik, dayanışma, sevgi, barış, hoşgörü ve adalette Gezi Ruhu’dur. Siyasi yol haritasını tüm katılımcılarıyla tartışarak, birlikte belirler. Tüketim toplumu değil, katılımcı üretim toplumunda yaşamak ister. Partinin yönetim kadrolarında 40 yaş altı genç oranını yüzde 50′nin üzerinde ister. Partinin yönetim kadrolarında kadın oranını yüzde 50′nin üzerinde ister. Statükonun değil, sürekli devrim sloganıyla yenilenmenin değişmezliğini ister. Parti içi demokrasinin ve halk iradesinin önündeki barajların yıkılmasını ister.
Kimseyi ötekileştirmeden sosyal adaleti savunur. Paylaşımcı, dayanışmacı ve ideolojik önyargılardan arınmış bir yönetim ister. Tüm Türkiye halklarının topyekun özgürlüğünü ister. Cumhuriyetçilik ilkesini; Türkiye halklarının eşit iradesinin temeli olarak algılar. Halkçılık ilkesini; tüm Türkiye halklarının imtiyazsız kapsanması olarak algılar. Milliyetçilik ilkesini; yurtseverlik vurgulu olarak algılar. Devletçilik ilkesini; insan odaklı ve alçak gönüllü bir hizmet aracı olarak algılar. Laiklik ilkesini; tüm vatandaşların inanç özgürlüğünün garantörü olarak algılar. Devrimcilik ilkesini; önceki 5 ilkeyi yenileme hak ve sorumluluğu olarak algılar.
Bu manifestoya katılan herkesi, üye olmak yoluyla partiyi işgal etmeye çağrıdır.”
CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı İrfan İnanç Yıldız, işgal edecek gençler için hazır ve oldukça heyecanlı olduklarını söyledi.
Gerçekleştirilecek bu eylemden dolayı çok heyecanlı olduklarını dile getiren İrfan İnanç Yıldız, hazırlıklar için iki toplantı yaptıklarını belirterek şu bilgileri verdi:
“Cumartesi günü forumun gerçekleştirileceği alana iki masa kuracağız. Bu masalardan biri üye kayıt masası olacak. Dileyen gençler partimize anında üye olabilecekler. Diğer masa ise, gönüllüler masası olacak. Partimize üye olmadan projelerimize, eylemlerimize gönüllü olarak katkı sağlamak isteyen arkadaşlarımız için oluşturduğumuz formlar bulunacak bu masada. Kendilerine uzmanlık alanlarını ya da etkin oldukları alanları, partimizde eksik gördükleri, eleştirdikleri noktaları soracağız.”
KILIÇDAROĞLU ONAYLADI: Etkinlikle ilgili MYK toplantısında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na bizzat bilgi verdiğini anlatan Yıldız, üye olmak isteyenlerin üyelik işlemlerinin hızlandırılmasıyla ilgili parti tüzüğünde yer alan 12. maddeden faydalanması ve eylemin gerçekleştirileceği gün genç milletvekillerinin de alanda hazır bulunması için Kılıçdaroğlu’nun da onayını aldığını söyledi.
CHP’Yİ İŞGAL ET: Yeni bir ruha sahip, genç bir CHP’nin iktidara daha hızlı yürüyebileceğini bildiren Yıldız şöyle devam etti: “Bizim daha önceden fitilini ateşlediğimiz CHP’yi gençleştirme hareketi için bütün gençleri destek vermeye, bize güç vermeye davet ediyoruz. Türkiye’de yeni bir siyaset dilinin oluşturulması, yaş ortalaması 50-60 civarında olan kadrolarımızın gençleştirilmesi, siyasete yeni yüzlerin katılması bizim en büyük arzumuz, halkımızın da talebi bu yönde. Bu yüzden çok mutluyuz ve oldukça heyecanlıyız. ‘CHP’yi İşgal Et!’ girişimi için kapımızı sonuna kadar açıyoruz.”
KILIÇDAROĞLU’NDAN ÇAĞRI:
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim döneminde gençlere sürekli çağrı yaparak, “Gelin, değiştirelim” ifadesini sıklıkla kullanmıştı. Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde sosyal medya platformu twitter üzerinden yaptığı değerlendirmede de, “Biz CHP olarak, gençlerimizin gücüne inanıyor ve değişime açık olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Tüm gençlerimizi kucaklamaya hazırız. 30 Mart 2014 yerel seçimleri sonrası hilenin değil, doğrunun kazanması için gece gündüz bize destek veren gençlerimiz ile gurur duyuyoruz. Gençlerin kararlılığı, onlarla kurmaya çalıştığımız bağ için bizlere cesaret verdi. Gençlerle birlikte özgür Türkiye’yi yeniden kuracağız” ifadesini kullandı.
KİM BU GENÇLER: 30 Mart yerel seçimleri sonucunda yaşanan usulsüzlük iddiaları ana muhalefet CHP’de başını gençlerin çektiği ve sosyal medya platformları üzerinde örgütlenen yeni bir grubu doğurdu. Kendilerine “#occupychp” (CHP’yi işgal et) ismini veren grup, “Siyaseti liderlere bırakarak uzaktan eleştirmek dönemi bitmiştir” sloganıyla CHP içinde siyaset yapma kararı aldı.
81 ilde örgütlenmeye çalışan grup tarafından yapılan açıklamada, “Sevgili CHP, Gezi sürecinden beridir görüyoruz ki, seni yöneten adamlardan bazıları bu muhalefet işini pek beceremiyor” ifadesi kullanıldı. Gruba yine sosyal medya üzerinden destek verenlerin sayısı da giderek artıyor. Grup şimdiden İstanbul’da 3 bini, Ankara’da ise bini aşkın bir kitleye ulaştı.
30 Mart yerel seçimlerinin yapıldığı gün başta İstanbul ve Ankara olmak üzere metropollerden yansıyan şaibe iddiaları üzerine CHP Genel Merkezi ve il örgütlerine giderek başta tutanak usulsüzlükleri olmak üzere seçim hilelerini ortaya çıkarmak görevi üstlenen gençler, parti içinde yeni bir örgütü inşa etme kararı da verdi.
GEZİ RUHU:
Grup adına yayımlanan 20 maddelik manifesto ise şöyle:
“Fikri, bilinci ve vicdanı özgür Gezi Ruhu’nun partiye hakim olmasını amaçlar. Genç kuşağın parti, ülke ve dünya yönetiminde karar hakkı aramasıdır. Parti içi ya da dışı dinamiklerden, ittifaklardan tam bağımsız bir sivil inisiyatiftir. Özgürlük, eşitlik, dayanışma, sevgi, barış, hoşgörü ve adalette Gezi Ruhu’dur. Siyasi yol haritasını tüm katılımcılarıyla tartışarak, birlikte belirler. Tüketim toplumu değil, katılımcı üretim toplumunda yaşamak ister. Partinin yönetim kadrolarında 40 yaş altı genç oranını yüzde 50′nin üzerinde ister. Partinin yönetim kadrolarında kadın oranını yüzde 50′nin üzerinde ister. Statükonun değil, sürekli devrim sloganıyla yenilenmenin değişmezliğini ister. Parti içi demokrasinin ve halk iradesinin önündeki barajların yıkılmasını ister.
Kimseyi ötekileştirmeden sosyal adaleti savunur. Paylaşımcı, dayanışmacı ve ideolojik önyargılardan arınmış bir yönetim ister. Tüm Türkiye halklarının topyekun özgürlüğünü ister. Cumhuriyetçilik ilkesini; Türkiye halklarının eşit iradesinin temeli olarak algılar. Halkçılık ilkesini; tüm Türkiye halklarının imtiyazsız kapsanması olarak algılar. Milliyetçilik ilkesini; yurtseverlik vurgulu olarak algılar. Devletçilik ilkesini; insan odaklı ve alçak gönüllü bir hizmet aracı olarak algılar. Laiklik ilkesini; tüm vatandaşların inanç özgürlüğünün garantörü olarak algılar. Devrimcilik ilkesini; önceki 5 ilkeyi yenileme hak ve sorumluluğu olarak algılar.
Bu manifestoya katılan herkesi, üye olmak yoluyla partiyi işgal etmeye çağrıdır.”
Kılıçdaroğlu babalık yaptı saldırganı affetti.
Kılıçdaroğlu Annenin feryadına sessiz kalmadı ve Babalığını yaptı
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yumruklu saldırıda bulunan Orhan Övet'in annesinin, 'Kılıçdaroğlu babalık yapsın, oğlumu affetsin' feryadı sonuç verdi.
Saldırıyla ilgili şikâyetçi olmayacağını belirten CHP lideri, “Bir annenin feryadına duyarsız kalamam. Olayın ayrıntıları ortaya çıktıktan sonra kararımı açıklayacağım” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında gerçekleşen MYK toplantısında, Meclis’teki yumruklu saldırı, yerel seçimsonuçları ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri mesaya yatırıldı. Meclis’teki yumruklu saldırı konusunda yapılan değerlendirmede MYK üyeleri, saldırının “provokasyon” amaçlı “profesyonel” bir eylem olduğu noktasında birleşti. CHP kurmaylarından elde edilen bilgiye göre toplantıda, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun saldırganhakkında şikâyetçi olup olmaması da gündeme geldi.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yumruklu saldırıda bulunan Orhan Övet'in annesinin, 'Kılıçdaroğlu babalık yapsın, oğlumu affetsin' feryadı sonuç verdi.
Saldırıyla ilgili şikâyetçi olmayacağını belirten CHP lideri, “Bir annenin feryadına duyarsız kalamam. Olayın ayrıntıları ortaya çıktıktan sonra kararımı açıklayacağım” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında gerçekleşen MYK toplantısında, Meclis’teki yumruklu saldırı, yerel seçimsonuçları ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri mesaya yatırıldı. Meclis’teki yumruklu saldırı konusunda yapılan değerlendirmede MYK üyeleri, saldırının “provokasyon” amaçlı “profesyonel” bir eylem olduğu noktasında birleşti. CHP kurmaylarından elde edilen bilgiye göre toplantıda, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun saldırganhakkında şikâyetçi olup olmaması da gündeme geldi.
Genar'a göre yerel seçimin galibi MHP.
GENAR Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş, 30 Mart yerel seçimlerinde vatandaşların tercihlerini hizmetten yana kullandıklarını belirterek, "İktidar partisi elindeki oyu tutmuştur. Yerel seçime göre baktığınızda oylarını yaklaşık 7-8 artırmış, genel seçime göre baktığınızda 4-5 puan oy kaybetmiştir.
CHP, AK Parti'yi yolsuzluklarla suçlayarak, tapeler üzerinden bir siyaset yaptı. Bence bu bir siyasetsizlik getirdi. CHP bir siyasetsizlik tuzağının içine düştü. MHP, Ankara'da ve İzmir'de 1 milyona yakın oyunu CHP'ye kaptırmıştır. MHP bu oylarla 18-19 bandında olabilirdi. AK Parti'den sonra ikinci başarılı partisi MHP'dir diyebiliriz" değerlendirmesinde bulundu.
Yerel seçim sonuçlarını AA muhabirine değerlendiren Aktaş, Türkiye'nin seçim sürecine 17 Aralık operasyonuyla girdiğini, Hükümet'in bunu görerek bir strateji izlediğini ifade ederek, "Belki strateji açısından doğru da yaptı- her ne kadar bütün tartışmalar 17 Aralık darbe girişimi gibi konularda geçse de iktidar partisi temel atmayı, yaptığı hizmetlerin açılışını yapmayı ve hizmetlerini anlatmayı ihmal etmedi. Halk zaten çok da o şamatalara bakmaz. Kendi geleceğini, çoluk çocuğunun geleceğini, eğitimini, sağlığını düşünür. Bunları düşünerek karar verir" dedi.
GENEL SEÇİME GÖRE 4-5 PUAN KAYBETTİ
Aktaş, sonucun AK Parti açısından başarılı olduğunu anlatarak, "AK Parti, bugüne kadarki bütün siyasi partilerden farklı bir şekilde elde ettiği oyu kaybetmeyen bir parti. Dolayısıyla iktidar partisi elindeki oyu tutmuştur. Yerel seçime göre baktığınızda oylarını yaklaşık 7-8 artırmış, genel seçime göre baktığınızda 4-5 puan oy kaybetmiştir. AK Parti yerel seçime göre yarış olarak değerlendiriyor ve kendi açısından başarılıdır. Bir iktidar partisinin bütün seçimlerde tekrar tekrar oyunu elde tutması zordur" ifadelerini kullandı.
Muhalefet yanlışa düştü
GENAR Yönetim Kurulu Başkanı Aktaş, muhalefet partilerinin yanlış bir strateji izlediğine inandığını da savunarak, şöyle devam etti:
"Bu seçim için, seçim sonuçlarını değrelendirirken cemaati hesaba katmadan doğru bir değerlendirme olmaz. Cemaat bir takım iddialar ortaya attı. Yolsuzluk, ses kayıtları gibi... CHP özellikle bu tuzağa düştü. Normalde halk, bir siyasi partiden şunu bekler, yerel seçim olduğunu varsayarsak, İstanbul'da 10 yıldır Kadir bey işin başında, iyi yaptıkları vardır, yapamadıkları vardır, başarısız olduğu şeyler vardır. Bir parti gelir mevcudun bir eleştirisini yapar, kendi yapacağı işleri teklif olarak halkın önüne koyar. Buna da hizmet siyaseti deniyor. CHP, eski seçimlerde laiklik, ülke bölünecek, kürtler istila edecek gibi varsayımlar üzerinden siyaset yürütüyordu. Bu seçimde de geleneğine uygun davrandı. AK Parti'yi yolsuzluklarla suçlayarak, tapeler üzerinden bir siyaset yaptı. Bence bu bir siyasetsizlik getirdi. Seçmen şunu bekler: 'Bu parti bana ne söyledi? İstanbul'da hayatımı ne kadar kolaylaştıracak? Türkiye'de ne kadar kolaylaştıracak? Ülkeyi ne kadar büyütecek?' Bir teklif bekler... CHP bir siyasetsizlik tuzağının içine düştü. Vatandaşın da bunu gördüğünü düşünüyorum."
Yayınlanan ses kayıtlarının da toplumda bir tepkiye neden olduğunu anlatan Aktaş, "Suçlu olsun olmasın, problemli olsun olmasın, gizli hayatın bu kadar deşifre edilmesi sokağı rahatsız etti. Hele o ülke güvenliğiyle alakalı tapelerin yayınlanması aşırı bir tedirginlik oluşturdu.Vatandaş bu yeni girişimlerden tutumdan tedirgin oldu ve iktidara olan güvenini korumaya devam etti" dedi.
"MHP daha sağlıklı bir tutum sergiledi"
İhsan Aktaş, yayımlanan ses kayıtlarına ilişkin MHP'nin daha sağlıklı bir tutum sergilediğini de savunarak, şöyle dedi:
"MHP daha sağlıklı bir tutum sergiledi. Doğrudan 'Cemaatin' hazırlamış olduğu tuzağa düşmedi. Zaten Milliyetçi Hareket Partisi, başka ülke meselelerinde, Gezi'de de aynı tutumu takındı. Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine bir hamlenin dışarıdan geldiğini hissettiği zaman MHP duruşu daha yerli ve daha milli. Dolayısıyla tartışmaların biraz daha uzağında. Kendi seçmenine seslenen bir kampanya yürüttü. Kendi içinde MHP başarılıdır. Yalnızca bir hatası olmuştur. İstanbul'da, Ankara'da ve İzmir'de 1 milyona yakın oyunu CHP'ye kaptırmıştır. MHP bu oylarla 18-19 bandında olabilirdi. Kaybettirdiği oylardan dolayı 15 bandında kaldı. Seçimin AK Parti'den sonra ikinci başarılı partisi MHP'dir diyebiliriz."
9 Nisan 2014 Çarşamba
Pişkinliğin böylesi!
İfadesin de saldırgan şikayetciyim dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıran Orhan Övet’in ifadesinde “Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşlerini beğenmediğim için, Başbakan ve Hükümet aleyhinde yapmış olduğu açıklamaların ülke menfaatlerine ters düştüğünü düşündüğüm için bu eylemi gerçekleştirdim” dediği belirtildi. Ayrıca Övet’in kendisini tokatlayan vekillerden şikayetçi olduğu da kaydedildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıran 1986 doğumlu Orhan Övet’in Terörle Mücade Şubesi’ndeki ifadesinin ardından adliyeye sevk edildi.
Edinilen bilgiye göre, Övet polise verdiği ifadesinde eylemi gerçekleştirmesinin sebebini şöyle açıkladı:
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşlerini beğenmediğim için, Başbakan ve Hükümet aleyhinde yapmış olduğu açıklamaların ülke menfaatlerine ters düştüğünü düşündüğüm için bu eylemi gerçekleştirdim.”
Övet’in ifadesi ise şöyle:
"UYUŞTURUCU KULLANMADIM"
08 Nisan 2014 günü saat 08.45 sıralarında eşime Ankara’ya gideceğim diyerek ikametimden çıktım. Saat 09.00 sıralarında Hasanoğlan İlçesinden özel halk otobüsüne bindim saat 09.45 sıralarında Ankara Altındağ Belediyesinin önünde indim. Yürüyerek Hacettepe Hastanesi önü Adnan Soygun caddesinden, Yenişehir Sosyete pazarı önünden (Aksu Caddesi) Sosyal Güvenlik Kurumu önünden sola dönerek (Süleyman Sırrı caddesi) Mithatpaşa Caddesi Kocatepe Cami istikametine doğru ilerledim, sağ dönerek Ziya Gökalp caddesinden Bulvara kadar geldim, trafik ışıklardan karşıya geçerek Kızılay AVM önünden Güven Parka geldim ve Güven Parktan saat 10.30 sıralarında Sokullu dolmuşuna binerek saat 10.45 sıralarında TBMM’ye geldim. Meclise Dikmen kapısından, müracaatta CHP grup toplantısına katılacağımı belirterek içeriye giriş yaptım. Her hafta Salı günleri halka açık grup toplantısının olduğunu açık kaynaklardan ve kendisini CHP’li olarak bildiğim bir yakınımdan öğrendim.
Eylem gerçekleştirdiğim 08 Nisan 2014 günü her hangi bir alkol, uyarıcı ve uyuşturucu madde almadım. En son 4 gün önce esrar kullandım ve daha öncede esrar ilgili tedavi görmüştüm. Kullanmış olduğum esrarı 4 gün önce Ankara Yenidoğan Sakkalar güzergahında her hangi bir ücret vermeden orada bulunan gençlerden durumumun sıkışık olduğunu söyledim ve onlarda bana yardımcı olmak adına bir kullanımlık (Bir Fişek) esrar verdiler.
Her hangi bir kişi/kişilerden veya örgütten talimat almadım. Ayrıca hiç bir örgüt ile ilişki ve irtibatım yoktur.
"ŞİKAYETÇİYİM"
Bana sorulan sorular hakkında hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan avukatımın huzurunda ifademi verdim. Ayrıca ben saldırı eylemi gerçekleştirdikten sonra polisler tarafından yakalanıp ellerim ters kelepçelenip araca götürüldüğüm sırada önce TBMM içerisinde bulunan bayan kuaföre götürüldüm, bu esnada ismini bilmediğim simaen tanıdığım 2 CHP milletvekili geldi, olayla ilgili ‘Niye yaptın? Seni kim gönderdi?’ gibi sorular sorduktan sonra milletvekillerinden birisi bana iki tokat attı, bunun üzerine polisler benim tanınmamam için ve görüntü alınmasını engellemek amacıyla montum ile yüzümü kapatarak oradan çıkartıp meclisin kapalı otoparkına götürdüler. Ancak Otoparkta kalabalık bir grubun ortasında kaldım, bana vurmaya başladılar, sonrasında beni polisler doblo tipi bir araca bindirip oradan uzaklaştırdılar, Meclis Lojman kapısı diye tabir edilen yere geldik ve başka bir ekip arabasına bindirilerek emniyete geldim. Beni darp eden kişi/ kişilerin tespit edilmesi halinde, şahıslardan davacı ve şikâyetçiyim.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıran Orhan Övet’in ifadesinde “Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşlerini beğenmediğim için, Başbakan ve Hükümet aleyhinde yapmış olduğu açıklamaların ülke menfaatlerine ters düştüğünü düşündüğüm için bu eylemi gerçekleştirdim” dediği belirtildi. Ayrıca Övet’in kendisini tokatlayan vekillerden şikayetçi olduğu da kaydedildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıran 1986 doğumlu Orhan Övet’in Terörle Mücade Şubesi’ndeki ifadesinin ardından adliyeye sevk edildi.
Edinilen bilgiye göre, Övet polise verdiği ifadesinde eylemi gerçekleştirmesinin sebebini şöyle açıkladı:
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun görüşlerini beğenmediğim için, Başbakan ve Hükümet aleyhinde yapmış olduğu açıklamaların ülke menfaatlerine ters düştüğünü düşündüğüm için bu eylemi gerçekleştirdim.”
Övet’in ifadesi ise şöyle:
"UYUŞTURUCU KULLANMADIM"
08 Nisan 2014 günü saat 08.45 sıralarında eşime Ankara’ya gideceğim diyerek ikametimden çıktım. Saat 09.00 sıralarında Hasanoğlan İlçesinden özel halk otobüsüne bindim saat 09.45 sıralarında Ankara Altındağ Belediyesinin önünde indim. Yürüyerek Hacettepe Hastanesi önü Adnan Soygun caddesinden, Yenişehir Sosyete pazarı önünden (Aksu Caddesi) Sosyal Güvenlik Kurumu önünden sola dönerek (Süleyman Sırrı caddesi) Mithatpaşa Caddesi Kocatepe Cami istikametine doğru ilerledim, sağ dönerek Ziya Gökalp caddesinden Bulvara kadar geldim, trafik ışıklardan karşıya geçerek Kızılay AVM önünden Güven Parka geldim ve Güven Parktan saat 10.30 sıralarında Sokullu dolmuşuna binerek saat 10.45 sıralarında TBMM’ye geldim. Meclise Dikmen kapısından, müracaatta CHP grup toplantısına katılacağımı belirterek içeriye giriş yaptım. Her hafta Salı günleri halka açık grup toplantısının olduğunu açık kaynaklardan ve kendisini CHP’li olarak bildiğim bir yakınımdan öğrendim.
Eylem gerçekleştirdiğim 08 Nisan 2014 günü her hangi bir alkol, uyarıcı ve uyuşturucu madde almadım. En son 4 gün önce esrar kullandım ve daha öncede esrar ilgili tedavi görmüştüm. Kullanmış olduğum esrarı 4 gün önce Ankara Yenidoğan Sakkalar güzergahında her hangi bir ücret vermeden orada bulunan gençlerden durumumun sıkışık olduğunu söyledim ve onlarda bana yardımcı olmak adına bir kullanımlık (Bir Fişek) esrar verdiler.
Her hangi bir kişi/kişilerden veya örgütten talimat almadım. Ayrıca hiç bir örgüt ile ilişki ve irtibatım yoktur.
"ŞİKAYETÇİYİM"
Bana sorulan sorular hakkında hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan avukatımın huzurunda ifademi verdim. Ayrıca ben saldırı eylemi gerçekleştirdikten sonra polisler tarafından yakalanıp ellerim ters kelepçelenip araca götürüldüğüm sırada önce TBMM içerisinde bulunan bayan kuaföre götürüldüm, bu esnada ismini bilmediğim simaen tanıdığım 2 CHP milletvekili geldi, olayla ilgili ‘Niye yaptın? Seni kim gönderdi?’ gibi sorular sorduktan sonra milletvekillerinden birisi bana iki tokat attı, bunun üzerine polisler benim tanınmamam için ve görüntü alınmasını engellemek amacıyla montum ile yüzümü kapatarak oradan çıkartıp meclisin kapalı otoparkına götürdüler. Ancak Otoparkta kalabalık bir grubun ortasında kaldım, bana vurmaya başladılar, sonrasında beni polisler doblo tipi bir araca bindirip oradan uzaklaştırdılar, Meclis Lojman kapısı diye tabir edilen yere geldik ve başka bir ekip arabasına bindirilerek emniyete geldim. Beni darp eden kişi/ kişilerin tespit edilmesi halinde, şahıslardan davacı ve şikâyetçiyim.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Etkileşim : Bu Yazı Hakkında Ne Düşünüyorsun
Bu İçerik Hakkındaki Görüşünüz
Teşekkürler. Görüşünüz bizim için çok değerli.
Aramak istediğiniz kelimeyi yukarıya yazıp ARA'ya basın.


























