Uçan kuşa borçlu
Soma’da 301 madenciye mezar olan madenin işletmecisi Soma Holding, 1984’te kuruldu. İzmir ve Manisa çevresinde küçük çaplı madenler işletti. 2004 yılına kadar borç batağındaydı. Holdingin kaderi Türkiye
Kömür İşletmeleri’nden (TKİ) 2005’te alınan ilk ihale ile değişmeye başladı. Bu tarihten beri şirket devletten 60-70 milyar liralık ihale aldı. İhalelerden bazıları şöyle:
İhalesiz verildi
SOMA GEVENTEPE:
8 Eylül 2005’te TKİ ile sözleşme imzalayarak madenin işlemesini aldı. Yıllık 1 milyon ton kömür üretilmesi öngörüldü ve 2016’ya kadar yetki verildi.
MERKEZ OCAK:
TKİ, ihalesiz olarak Geventepe’nin yanındaki sahaları da şirkete vermeye başladı. 2012’de 6 milyon ton rezervi bulunan Merkez Ocağı şirkete verildi.
IŞIKLAR SAHASI:
Soma’daki Işıklar Sahası aynı dönemde Soma Holding’e ihalesiz tahsis edildi.
EYNEZ BÖLGESİ:
Facianın yaşandığı bu sahayı Ciner Grubu işletiyordu. 2009’da Soma Holding’e devretti.
Yürü ya kulum!..
ZONGULDAK SAHASI:
2011’de şirket madencilik ihalesinde adeta kadrolu hale geldi. Zonguldak Bağlık-İnağzı’ndaki kömür sahasının 36 yıllık işletme hakkını kazandı.
YENİ ÇELTEK SAHASI:
2013’te ise Amasya Merzifon’daki maden sahasının işetme hakkı 35 yıllığına Soma Holding’e devredildi. Yıllık 1.2 milyon ton maden üretilmesi öngörülüyor. Aynı bölgede 405 megavat gücünde bir de santral kurulacak. TKİ ise Soma A.Ş.’den ihalesiz bir şekilde kömür temin ediyor. TKİ’nin ihale yaparak aldığı kömürden çok daha fazla para ödediği belirtiliyor.
akp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Mayıs 2014 Pazartesi
17 Mayıs 2014 Cumartesi
Ahmet Hakan: Hükümet'in tek endişesi, bu işten nasıl yırtarız.
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan AKP'nin “Biz bu işten nasıl daha az zarar görürüz” endişesinde olduğunu yazdı...
Ahmet Hakan: Hükümet'in tek endişesi, bu işten nasıl yırtarız... Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, bugünkü yazısında hükümete karşı algı operasyonunu olmadığını kendi talihsiz açıklamalarıyla kötü algı oluşturduklarını ve hükümetin tek derdinin bu işten ''nasıl sıyrılırız'' olduğunu yazdı.
İşte Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı...
Konuştukça infiali körüklüyorsunuz
EY devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Kimsenin size algı operasyonu çekmesine gerek yok.
Algı operasyonunu siz kendi kendinize çekiyorsunuz.
Algıyı kızıştıran sizsiniz.
*
Ayırmışsınız kendi kaderinizi, vatandaşın kaderinden.
“Aman hükümetimize bir şey olacak, aman başımıza bir hal gelecek, aman bu işler büyüyecek” endişesiyle hata üstüne hata yapıyorsunuz.
Tezleriniz, kıyaslamalarınız, edanız, tavrınız, üslubunuz, yaklaşımınız... Bir felaket!
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Hiçbir kusur kabul etmiyorsunuz.
Hiçbir yanlışı üzerinize almıyorsunuz.
Yaptığınız açıklamalar, bu boyutta büyük bir faciaya uygun düşecek açıklamalar değil.
Açıklamalarınızda “insan” yok, “vicdan” yok, “mahcubiyet” yok, “mantık” yok, “tutarlılık” yok.
Bir tek şey var: “Biz bu işten nasıl daha az zarar görürüz” endişesi.
Bu endişeniz ölümler karşısındaki üzüntünüzün bile önüne geçmiş durumda.
En azından böyle hissediliyor, böyle hissettiriyorsunuz.
*
Bıktık Uzakdoğu’dan örnek vermeye ama daha dün gemi battı diye Güney Kore’de başbakan istifa etti.
Hadi siz o kadar büyük davranmayın.
Bir küçük özür, bir minik mahcubiyet bile yeter.
*
Bırakın şu “biz her durumda kuyruğu dik tutarız” tavrını.
Bırakın laf yarıştırmayı, polemik yapmayı, kusur kabul etmeyen tutumu...
Siz laf yarıştırdıkça, siz polemiklere daldıkça, siz kusur kabul etmedikçe...
Galeyan halinin ortaya çıktığını unutmayın.
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
En iyi algı operasyonu vicdani ve insani şeyler söylemektir.
Vicdani ve insani bir duruş sergileyin.
Vicdani ve insani duruş sergileyene...
Yeryüzünün bütün çakalları algı operasyonu çekse bile sökmez.
Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ!
Ahmet Hakan: Hükümet'in tek endişesi, bu işten nasıl yırtarız... Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, bugünkü yazısında hükümete karşı algı operasyonunu olmadığını kendi talihsiz açıklamalarıyla kötü algı oluşturduklarını ve hükümetin tek derdinin bu işten ''nasıl sıyrılırız'' olduğunu yazdı.
İşte Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı...
Konuştukça infiali körüklüyorsunuz
EY devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Kimsenin size algı operasyonu çekmesine gerek yok.
Algı operasyonunu siz kendi kendinize çekiyorsunuz.
Algıyı kızıştıran sizsiniz.
*
Ayırmışsınız kendi kaderinizi, vatandaşın kaderinden.
“Aman hükümetimize bir şey olacak, aman başımıza bir hal gelecek, aman bu işler büyüyecek” endişesiyle hata üstüne hata yapıyorsunuz.
Tezleriniz, kıyaslamalarınız, edanız, tavrınız, üslubunuz, yaklaşımınız... Bir felaket!
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Hiçbir kusur kabul etmiyorsunuz.
Hiçbir yanlışı üzerinize almıyorsunuz.
Yaptığınız açıklamalar, bu boyutta büyük bir faciaya uygun düşecek açıklamalar değil.
Açıklamalarınızda “insan” yok, “vicdan” yok, “mahcubiyet” yok, “mantık” yok, “tutarlılık” yok.
Bir tek şey var: “Biz bu işten nasıl daha az zarar görürüz” endişesi.
Bu endişeniz ölümler karşısındaki üzüntünüzün bile önüne geçmiş durumda.
En azından böyle hissediliyor, böyle hissettiriyorsunuz.
*
Bıktık Uzakdoğu’dan örnek vermeye ama daha dün gemi battı diye Güney Kore’de başbakan istifa etti.
Hadi siz o kadar büyük davranmayın.
Bir küçük özür, bir minik mahcubiyet bile yeter.
*
Bırakın şu “biz her durumda kuyruğu dik tutarız” tavrını.
Bırakın laf yarıştırmayı, polemik yapmayı, kusur kabul etmeyen tutumu...
Siz laf yarıştırdıkça, siz polemiklere daldıkça, siz kusur kabul etmedikçe...
Galeyan halinin ortaya çıktığını unutmayın.
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
En iyi algı operasyonu vicdani ve insani şeyler söylemektir.
Vicdani ve insani bir duruş sergileyin.
Vicdani ve insani duruş sergileyene...
Yeryüzünün bütün çakalları algı operasyonu çekse bile sökmez.
Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ!
14 Mayıs 2014 Çarşamba
Soma faciası hakkında konuşan bu Akp'lilere Twitter'da tepki yağdı.
Soma'daki maden faciasının ardından AK Partili'li Burhan Kuzu ve Şamil Tayyar ile Prof.Orhan Kural'ın sözleri sosyal medyada büyük tepki çekti. Kuzu, maden ocağı için ''Adete köstebek yuvası'' derken, Tayyar CHP'yi Meclis'i tıkamakla suçladı.
Prof. Orhan Kural ise maden faciasında yaşanan ölümler için ''tatlı ölüm'' gafı yaptı. Gazeteci Fatih Tezcan da attığı tweette Gezi Parkı direnişine gönderme yapması çok konuşuldu.
AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu'nun Twitter'dan maden faciası ile ilgili attığı tweet büyük tepki çekti.
Soma'da yaşanan maden faciasından sonra Belediye Başkanı Cengiz Ergün'ün 157 ölü var açıklaması sonrası bu acı haber sosyal medyada hızla yayıldı. AKP'li Burhan Kuzu yayılan ölüm haberlerine Twitter adresinden tepki gösterirken bu haber üzerine yorum yapanlara hakaret etti.
ADETA KÖSTEBEK YUVASI
Burhan Kuzu "Açıklama getirelim: 2 KM derinlikte 200 kişinin mahsur kaldığı bölgeyi derinlemesine değil yatay olarak algılayalım. Adeta bir köstebek yuvası. Soma kazasında resmi rakamlar dışında bir takım kazmaların verdiği ürkütücü rakamlara inanmayın. Başbakan bugün Somaya gidecek." dedi.
Kuzu'nun bu tweeti sonrası birçok Twitter kullanıcısı Kuzu'ya çok sert tepkilerle yanıt verdi.
GÜZEL ÖLÜMDEN SONRA TATLI ÖLÜM
Prof. Dr. Orhan Kural, CNNTürk’te Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N1K programında Soma’da ölen işçiler hakkında yaptığı gaf tepki çekti. Kural, "Karbonmonoksit oksijenden daha hafiftir, yukarı çıkar. Çok iyi bir intihar yoludur. Çok tatlı bir ölümdür" dedi.
CNN Türk televizyonunda Cüneyt Özdemir'in konuğu Prof. Dr. Orhan Kural'dı. Kural'ın canlı yayında yaptığı açıklamalar sosyal medyada büyük tepki topladı.
CHP MECLİSİ TIKAMAK İSTİYOR
AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Beyaz TV’de yayınlanan Son Söz programında Soma’da yaşanan iş cinayetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tayyar Soma için önerge veren CHP'lileri önergeye sahip çıkmamakla itham etti. Şamil Tayyar işçilerin güvenliği için soru önergesi veren CHP'yi Soma faciası konusunda da suçlu ilan etti.
Tayyar, “Laf olsun torba dolsun diye önerge veriyorlar. CHP böyle bir önerge vermişse, kaç CHP’li bu önergeye oy verdi. Laf olsun diye geliyor, çıkıp gidiyorlar. Araştırma önergelerinin hedefi Meclis’i tıkamak” dedi.
GEZİ'DEN İKİ HAFTA ÖNCE
Gazeteci Fatih Tezcan ise attığı tweet sonucunda büyük tepki çekti. Tezcan, "Gezi yıldönümden 2 hafta önce yaşanan Soma Faciası'na ne sebep oldu, çok merak ediyoruz. Bulunmalı!"dedi.
Prof. Orhan Kural ise maden faciasında yaşanan ölümler için ''tatlı ölüm'' gafı yaptı. Gazeteci Fatih Tezcan da attığı tweette Gezi Parkı direnişine gönderme yapması çok konuşuldu.
AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu'nun Twitter'dan maden faciası ile ilgili attığı tweet büyük tepki çekti.
Soma'da yaşanan maden faciasından sonra Belediye Başkanı Cengiz Ergün'ün 157 ölü var açıklaması sonrası bu acı haber sosyal medyada hızla yayıldı. AKP'li Burhan Kuzu yayılan ölüm haberlerine Twitter adresinden tepki gösterirken bu haber üzerine yorum yapanlara hakaret etti.
ADETA KÖSTEBEK YUVASI
Burhan Kuzu "Açıklama getirelim: 2 KM derinlikte 200 kişinin mahsur kaldığı bölgeyi derinlemesine değil yatay olarak algılayalım. Adeta bir köstebek yuvası. Soma kazasında resmi rakamlar dışında bir takım kazmaların verdiği ürkütücü rakamlara inanmayın. Başbakan bugün Somaya gidecek." dedi.
Kuzu'nun bu tweeti sonrası birçok Twitter kullanıcısı Kuzu'ya çok sert tepkilerle yanıt verdi.
GÜZEL ÖLÜMDEN SONRA TATLI ÖLÜM
Prof. Dr. Orhan Kural, CNNTürk’te Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N1K programında Soma’da ölen işçiler hakkında yaptığı gaf tepki çekti. Kural, "Karbonmonoksit oksijenden daha hafiftir, yukarı çıkar. Çok iyi bir intihar yoludur. Çok tatlı bir ölümdür" dedi.
CNN Türk televizyonunda Cüneyt Özdemir'in konuğu Prof. Dr. Orhan Kural'dı. Kural'ın canlı yayında yaptığı açıklamalar sosyal medyada büyük tepki topladı.
CHP MECLİSİ TIKAMAK İSTİYOR
AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Beyaz TV’de yayınlanan Son Söz programında Soma’da yaşanan iş cinayetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tayyar Soma için önerge veren CHP'lileri önergeye sahip çıkmamakla itham etti. Şamil Tayyar işçilerin güvenliği için soru önergesi veren CHP'yi Soma faciası konusunda da suçlu ilan etti.
Tayyar, “Laf olsun torba dolsun diye önerge veriyorlar. CHP böyle bir önerge vermişse, kaç CHP’li bu önergeye oy verdi. Laf olsun diye geliyor, çıkıp gidiyorlar. Araştırma önergelerinin hedefi Meclis’i tıkamak” dedi.
GEZİ'DEN İKİ HAFTA ÖNCE
Gazeteci Fatih Tezcan ise attığı tweet sonucunda büyük tepki çekti. Tezcan, "Gezi yıldönümden 2 hafta önce yaşanan Soma Faciası'na ne sebep oldu, çok merak ediyoruz. Bulunmalı!"dedi.
Madencinin kızı babasını böyle resmetmiş.
Onlar senin benim gibi insanlardı.Tek gayeleri evlerine bir kaç somun ekmek götürebilmekti.Bu hoyrat çalışma düzeni onların kötü kaderi oldu.
Ölenlere Allah Rahmet eylesin.Umarım bu facia son olur.Ama bu kafalar ile biraz zor gibi...
13 Mayıs 2014 Salı
Akp Maden kazalarının önlenmesi için CHP'nin verdiği önergeyi reddetmiş.
Manisa'nın Soma İlçesi'nde Soma Holding'e ait kömür ocağında meydana gelen trafo patlamasının ardından çıkan yangın ve oluşan göçük sebebiyle 5 işçi hayatını kaybetti, yaklaşık 300 işçi göçük altında kaldı.
CHP’li vekiller geçtiğimiz Ekim ayında Soma’daki madenlerde meydana gelen iş kazalarını Meclis gündeminde taşımış, hazırlanan araştırma önergesi 29 Nisan’da Meclis’te görüşülmüştü.
Soma’da meydana gelen iş cinayetlerinin ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile bu ölümlerin nedenlerinin ve ihmal iddialarının araştırılması amacıyla Meclis’te bir komisyon kurulması istemiyle verilen önerge, CHP, MHP ve BDP’nin ‘Evet’ oylarına karşılık AKP’nin ‘Hayır’ oylarıyla reddedilmişti.
AKP’li vekillerin ‘Devletimiz güçlüdür, buna gerek yoktur’ itirazlarıyla önergenin reddedilmesinin sadece 15 gün ardından böyle bir olayın meydana gelmesi üzerine CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, ‘Felaket göz göre göre geliyor’ diye konuştu.
ÖZEL ŞİRKETE KİRALANDI
Konuyla ilgili CNN Türk’te canlı yayında konuşan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel; “Felaket göz göre göre geliyor Soma’da. Araştırma Komisyonu kurulması AKP oylarıyla reddedildi. Halbuki ayda en az 1 kez böylesi acılar yaşanıyor orada. Bunun sebebi ise eski teknoloji kullanılması ve iş-işçi güvenliğinin hiçe sayılması. Madenler devlet tarafından özel şirketlere kiralanıyor. Ancak şirket “kar” yapmak için, iş-işçi güvenliğinden kesinti yapıyor.
Şu an CHP’li 8 milletvekili olarak Soma’ya doğru gidiyoruz.” dedi.
Soma’ya Özgür Özel ile birlikte; Aykut Erdoğdu, Hasan Ören, Sakine Öz, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, İzmir Milletvekilleri Musa Çam, Mustafa Moroğlu ve Alaatin Yüksel’in gideceği öğrenildi.
TBMM’nin twitter hesabında 29 Nisan’da önerge görüşmesi böyle duyurulmuştu:
CHP’li vekiller geçtiğimiz Ekim ayında Soma’daki madenlerde meydana gelen iş kazalarını Meclis gündeminde taşımış, hazırlanan araştırma önergesi 29 Nisan’da Meclis’te görüşülmüştü.
Soma’da meydana gelen iş cinayetlerinin ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile bu ölümlerin nedenlerinin ve ihmal iddialarının araştırılması amacıyla Meclis’te bir komisyon kurulması istemiyle verilen önerge, CHP, MHP ve BDP’nin ‘Evet’ oylarına karşılık AKP’nin ‘Hayır’ oylarıyla reddedilmişti.
AKP’li vekillerin ‘Devletimiz güçlüdür, buna gerek yoktur’ itirazlarıyla önergenin reddedilmesinin sadece 15 gün ardından böyle bir olayın meydana gelmesi üzerine CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, ‘Felaket göz göre göre geliyor’ diye konuştu.
ÖZEL ŞİRKETE KİRALANDI
Konuyla ilgili CNN Türk’te canlı yayında konuşan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel; “Felaket göz göre göre geliyor Soma’da. Araştırma Komisyonu kurulması AKP oylarıyla reddedildi. Halbuki ayda en az 1 kez böylesi acılar yaşanıyor orada. Bunun sebebi ise eski teknoloji kullanılması ve iş-işçi güvenliğinin hiçe sayılması. Madenler devlet tarafından özel şirketlere kiralanıyor. Ancak şirket “kar” yapmak için, iş-işçi güvenliğinden kesinti yapıyor.
Şu an CHP’li 8 milletvekili olarak Soma’ya doğru gidiyoruz.” dedi.
Soma’ya Özgür Özel ile birlikte; Aykut Erdoğdu, Hasan Ören, Sakine Öz, İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, İzmir Milletvekilleri Musa Çam, Mustafa Moroğlu ve Alaatin Yüksel’in gideceği öğrenildi.
TBMM’nin twitter hesabında 29 Nisan’da önerge görüşmesi böyle duyurulmuştu:
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Başörtülü kızları omuzlarına oturtmuşlar!
Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, katıldığı Düzce Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde başörtülü kızların erkeklerin omuzlarında oturmalarından şikayet etti.
Düzce Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde konser sırasında başörtülü öğrencilerin eğlenirken görüntüleri AKP milletvekilinin tepkisine yol açtı.
AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ sosyal medya hesabından, "Düzce Üniversitesi'nin bahar şenliklerinde başörtülü kızların erkeklerin omuzlarında oturmalarını utanarak izledim. Ahh değerler nerede" yazan Özdağ şöyle devam etti: "İnsan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir aklını o nurdan örtüyle örtenlere ihtiyacımız var nice örtünmüş var açılmaya aday. Nice açık var kapanmaya namzet insan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir." dedi.
Özdağ'ın sözleri sosyal medyada kimileri tarafından olumlu karşılanırken kimileri tarafından 'ayrımcı' bulundu.
Düzce Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde konser sırasında başörtülü öğrencilerin eğlenirken görüntüleri AKP milletvekilinin tepkisine yol açtı.
AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ sosyal medya hesabından, "Düzce Üniversitesi'nin bahar şenliklerinde başörtülü kızların erkeklerin omuzlarında oturmalarını utanarak izledim. Ahh değerler nerede" yazan Özdağ şöyle devam etti: "İnsan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir aklını o nurdan örtüyle örtenlere ihtiyacımız var nice örtünmüş var açılmaya aday. Nice açık var kapanmaya namzet insan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir." dedi.
Özdağ'ın sözleri sosyal medyada kimileri tarafından olumlu karşılanırken kimileri tarafından 'ayrımcı' bulundu.
6 Mayıs 2014 Salı
Polislerle selfie çektiren Okan Bayülgen karizmayı çizdirdi.
Okan Bayülgen, "AK Parti tarafından yönetiliyorsa neden muhalefete oy veriyoruz? O zaman AKP’li olmak daha iyi değil mi? Hiç olmazsa üzülmüyorsun..." dedi.
1 Mayıs gösterileri sırasında Taksim'de polislerle selfie çektirdiği için sosyal medyada omurgasız olarak yerden yere vurulan Okan Bayülgen Cumhurbaşkanlığı'na aday olsa muhalefetin göstereceği adayı geçeceğini söyledi.
Okan Bayülgen'in, Gezi olaylarının ardından eyleme destek verenlerle arası açılmıştı. Zaman zaman gezicilere yönelttiği eleştirilerden dolayı Twitter'da hedef haline gelen Bayülgen, son olarak 1 Mayıs'ta polislerle fotoğraf çekince ortalık karıştı.
"SİZ GEZİ'DE YOKKEN BEN VARDIM"
Okan Bayülgen'in polislerle olan fotoğrafları Twitter üzerinden paylaşıma sunularak sert eleştiriler yöneltildi. Daha sonra ise Bayülgen gezicileri kızdıracak bir eleştiri daha yaparak "Siz Gezi'de yokken ben oradaydım" dedi. Bayülgen son olarak Habertürk'ten Kübra Par'a bir röportaj verdi, muhalefeti ve Gezicileri suçlamaya devam etti.
Bayülgen ayrıca bir takım gezicilerden de küçük Che Guevara'lar olarak söz etti. İşte o röportajdan bazı bölümler;
6 ELİ SOPALI ADAM DAĞITTI
Geziden desteğinizi çektiniz mi?
Hayır, daha önce de söyledim. Ben bizzat Geziciyim ve bundan gurur duyuyorum. Bazı küçük Che Guevara’lar söylediklerime alınıyor ama onlara 12 Eylül öncesindeki gibi kurşunlara karşı direnmediklerini, bazı münferit acı olayların dışında üzerlerine gaz ve su dışında bir şey gelmediğini de söylemek isterim. Kurşunsuz, kansız devrim olmaz. Cihangir’de duvarlara yazı yazmak kolay. Bütün bir Beyoğlu’nu polisin gazı dağıtamadı ama Kasımpaşa’dan Beyoğlu’na çıkan 6 tane eli sopalı adam dağıttı. Bir anda direnişçiler evlerine döndüler. Çok da iyi yaptılar bence çünkü ölenlere bakınca bunun bir Alevi Sünni çatışmasına dönme potansiyeli vardı. Gezi’de polisler de vardı, farkında değiller. Bu heyecanlı hareketler bir süre sonra Ferhan Şensoy Abi’nin dediği gibi “Anlat anlat heyecanlı oluyor”...
MUHALEFETİ TAYYİP ERDOĞAN YÖNETİYOR
“Cumhurbaşkanı kim olacak?” tartışmasına ne diyorsunuz?
"Neden muhalefet sanki Cumhurbaşkanlığı seçimi kendisine dün söylenmiş gibi hâlâ bir aday çıkarmak için Tayyip Erdoğan’ın hareketlerini izliyor? AK Parti tarafından yönetiliyorsa neden muhalefete oy veriyoruz? O zaman AKP’li olmak daha iyi değil mi? Hiç olmazsa üzülmüyorsun... Uzun bir süre Cumhurbaşkanlığı seçimi yerine dar bölge daraltılmış bölge seçim sistemlerini konuştuk. Ne kadar vakit kaybettik farkında mısınız? En muhalif amigolar bile aynen Başbakan’ın istediği gibi seçim sistemleriyle uğraştı.
ADAY OLSAM MUHALEFETİ GEÇERİM
Aklınızdan geçen ideal bir Cumhurbaşkanı adayı var mı?
Ben aday olsam muhalefetin çıkaracağı adaydan daha çok oy alırım!
1 Mayıs gösterileri sırasında Taksim'de polislerle selfie çektirdiği için sosyal medyada omurgasız olarak yerden yere vurulan Okan Bayülgen Cumhurbaşkanlığı'na aday olsa muhalefetin göstereceği adayı geçeceğini söyledi.
Okan Bayülgen'in, Gezi olaylarının ardından eyleme destek verenlerle arası açılmıştı. Zaman zaman gezicilere yönelttiği eleştirilerden dolayı Twitter'da hedef haline gelen Bayülgen, son olarak 1 Mayıs'ta polislerle fotoğraf çekince ortalık karıştı.
"SİZ GEZİ'DE YOKKEN BEN VARDIM"
Okan Bayülgen'in polislerle olan fotoğrafları Twitter üzerinden paylaşıma sunularak sert eleştiriler yöneltildi. Daha sonra ise Bayülgen gezicileri kızdıracak bir eleştiri daha yaparak "Siz Gezi'de yokken ben oradaydım" dedi. Bayülgen son olarak Habertürk'ten Kübra Par'a bir röportaj verdi, muhalefeti ve Gezicileri suçlamaya devam etti.
Bayülgen ayrıca bir takım gezicilerden de küçük Che Guevara'lar olarak söz etti. İşte o röportajdan bazı bölümler;
6 ELİ SOPALI ADAM DAĞITTI
Geziden desteğinizi çektiniz mi?
Hayır, daha önce de söyledim. Ben bizzat Geziciyim ve bundan gurur duyuyorum. Bazı küçük Che Guevara’lar söylediklerime alınıyor ama onlara 12 Eylül öncesindeki gibi kurşunlara karşı direnmediklerini, bazı münferit acı olayların dışında üzerlerine gaz ve su dışında bir şey gelmediğini de söylemek isterim. Kurşunsuz, kansız devrim olmaz. Cihangir’de duvarlara yazı yazmak kolay. Bütün bir Beyoğlu’nu polisin gazı dağıtamadı ama Kasımpaşa’dan Beyoğlu’na çıkan 6 tane eli sopalı adam dağıttı. Bir anda direnişçiler evlerine döndüler. Çok da iyi yaptılar bence çünkü ölenlere bakınca bunun bir Alevi Sünni çatışmasına dönme potansiyeli vardı. Gezi’de polisler de vardı, farkında değiller. Bu heyecanlı hareketler bir süre sonra Ferhan Şensoy Abi’nin dediği gibi “Anlat anlat heyecanlı oluyor”...
MUHALEFETİ TAYYİP ERDOĞAN YÖNETİYOR
“Cumhurbaşkanı kim olacak?” tartışmasına ne diyorsunuz?
"Neden muhalefet sanki Cumhurbaşkanlığı seçimi kendisine dün söylenmiş gibi hâlâ bir aday çıkarmak için Tayyip Erdoğan’ın hareketlerini izliyor? AK Parti tarafından yönetiliyorsa neden muhalefete oy veriyoruz? O zaman AKP’li olmak daha iyi değil mi? Hiç olmazsa üzülmüyorsun... Uzun bir süre Cumhurbaşkanlığı seçimi yerine dar bölge daraltılmış bölge seçim sistemlerini konuştuk. Ne kadar vakit kaybettik farkında mısınız? En muhalif amigolar bile aynen Başbakan’ın istediği gibi seçim sistemleriyle uğraştı.
ADAY OLSAM MUHALEFETİ GEÇERİM
Aklınızdan geçen ideal bir Cumhurbaşkanı adayı var mı?
Ben aday olsam muhalefetin çıkaracağı adaydan daha çok oy alırım!
30 Nisan 2014 Çarşamba
AKP'li kadın milletvekilini utandıran CHP'li.
AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan, TBMM Genel Kurulu çalışmalarına katıldı. Dalyan, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ile kürsüde konuşma yaptığı sırada sözlü tartıştı.
BEKLENMEDİK İLTİFAT
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu’nda dört bakanın fezlekesiyle ilgili kürsüden yaptığı konuşma sırasında, kendisine oturduğu sıradan laf atan AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’a beklemediği bir iltifatta bulundu.
Hamzaçebi kürsüde konuşurken laf atan Ak Parti milletvekili Gülay Aydan'la aralarında ilginç bir diyalog gelişti.
İşte ikili arasında geçen o diyalog:
GÜLAY DALYAN: Bunu cümle âlem konuştu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: Hanımefendi, size hiç yakışmıyor laf atmak.
GÜLAY DALYAN: Allah Allah, izin mi alacağız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: O kıyafetinizin şıklığı o laf atmanın sakilliğini izleyemiyor.
GÜLAY DALYAN: Biz her zaman şıklığımızı koruyoruz, siz partililerinize konuşun.
Bu iltifatların ardından AK Partili Gülay Dalyan'ın objektiflerin kendisine yöneldiğini görünce utanması dikkatlerden kaçmadı.
BEKLENMEDİK İLTİFAT
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu’nda dört bakanın fezlekesiyle ilgili kürsüden yaptığı konuşma sırasında, kendisine oturduğu sıradan laf atan AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’a beklemediği bir iltifatta bulundu.
Hamzaçebi kürsüde konuşurken laf atan Ak Parti milletvekili Gülay Aydan'la aralarında ilginç bir diyalog gelişti.
İşte ikili arasında geçen o diyalog:
GÜLAY DALYAN: Bunu cümle âlem konuştu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: Hanımefendi, size hiç yakışmıyor laf atmak.
GÜLAY DALYAN: Allah Allah, izin mi alacağız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: O kıyafetinizin şıklığı o laf atmanın sakilliğini izleyemiyor.
GÜLAY DALYAN: Biz her zaman şıklığımızı koruyoruz, siz partililerinize konuşun.
Bu iltifatların ardından AK Partili Gülay Dalyan'ın objektiflerin kendisine yöneldiğini görünce utanması dikkatlerden kaçmadı.
28 Nisan 2014 Pazartesi
CHP'li şairi Akp'li Belediye çöpcü yaptı.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan’dan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Seçim bitti çöpçü oldular
30 Mart yerel seçimlerinde Çivril Belediyesi’nde yönetim CHP’den AKP’ye geçti. Denizli Haber’den Şengül Boz’un haberine göre; Başkan Güven Gürcan’ın ilk icraatlarından birisi de personel görevlendirmeleri oldu ve şair Hakan Keysan, temizlik işlerinde görevlendirildi.
Çivril’de elinde süpürgeyle sokak ve caddelerde temizlik yapan Hakan Keysan, geçtiğimiz hafta sonu İzmir Kitap Fuarı’na katıldı. Orada okurlarıyla buluşan Keysan, “4,5 yıl önce Çivril Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Ancak, 4 yıllık fakülte mezunu olmam ve yeteneklerim doğrultusunda basın-yayın ve hakla ilişkiler birimi ile kültür, sosyal ve sportif alanlarında görevlendirildim. Şimdi çöpte çalışıyorum. Ben nerede olursa olsun yaptığım işi layıkıyla yapmaya çalışırım. Ancak, yeteneklerim ve eğitim aldığım alanda değerlendirilmek isterdim” dedi.
Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği görevi ile birlikte kültür, sosyal ve sportif hizmetlerin yürütülmesinde görev alan Keysan, Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü mezunu olması nedeniyle Çivril Belediyesi bünyesinde açılan Yaz ve Kış Spor Okulları’nda verdiği eğitimle çok sayıda genci sporla tanıştırdı.
Ayrıca, 4 yıldır antrenörlüğünü üstlendiği Yeşil Çivril Belediyespor’un önemli başarılara imza atmasında rol oynadı. Geçtiğimiz yıl kurulan Nikfer Kayak Doğa Turizmi Gençlik ve Spor Kulübü (NİKADOS) Başkanı da olan Keysan, kayak sporunda da Denizli’deki öncülerden biri oldu.
CEMAL SÜREYYA ÖDÜLÜ’NÜ ALDI
Türkiye yazarlar Sendikası Üyesi olan ve Denizli’de 12 yıldan beri yayın hayatını sürdüren Sunak Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini yapan Hakan Keysan’ın “Suda Bıçak İzi”, “Sus Odası”, “Yangın Lekesi” olmak üzere 3 şiir kitabı bulunuyor. Keysan, “Suda Bıçak İzi” isimli dosyasıyla 1999 yılında Cemal Süreyya Hatay Şiir Ödülü’nü kazandı.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Seçim bitti çöpçü oldular
30 Mart yerel seçimlerinde Çivril Belediyesi’nde yönetim CHP’den AKP’ye geçti. Denizli Haber’den Şengül Boz’un haberine göre; Başkan Güven Gürcan’ın ilk icraatlarından birisi de personel görevlendirmeleri oldu ve şair Hakan Keysan, temizlik işlerinde görevlendirildi.
Çivril’de elinde süpürgeyle sokak ve caddelerde temizlik yapan Hakan Keysan, geçtiğimiz hafta sonu İzmir Kitap Fuarı’na katıldı. Orada okurlarıyla buluşan Keysan, “4,5 yıl önce Çivril Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Ancak, 4 yıllık fakülte mezunu olmam ve yeteneklerim doğrultusunda basın-yayın ve hakla ilişkiler birimi ile kültür, sosyal ve sportif alanlarında görevlendirildim. Şimdi çöpte çalışıyorum. Ben nerede olursa olsun yaptığım işi layıkıyla yapmaya çalışırım. Ancak, yeteneklerim ve eğitim aldığım alanda değerlendirilmek isterdim” dedi.
Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği görevi ile birlikte kültür, sosyal ve sportif hizmetlerin yürütülmesinde görev alan Keysan, Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü mezunu olması nedeniyle Çivril Belediyesi bünyesinde açılan Yaz ve Kış Spor Okulları’nda verdiği eğitimle çok sayıda genci sporla tanıştırdı.
Ayrıca, 4 yıldır antrenörlüğünü üstlendiği Yeşil Çivril Belediyespor’un önemli başarılara imza atmasında rol oynadı. Geçtiğimiz yıl kurulan Nikfer Kayak Doğa Turizmi Gençlik ve Spor Kulübü (NİKADOS) Başkanı da olan Keysan, kayak sporunda da Denizli’deki öncülerden biri oldu.
CEMAL SÜREYYA ÖDÜLÜ’NÜ ALDI
Türkiye yazarlar Sendikası Üyesi olan ve Denizli’de 12 yıldan beri yayın hayatını sürdüren Sunak Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini yapan Hakan Keysan’ın “Suda Bıçak İzi”, “Sus Odası”, “Yangın Lekesi” olmak üzere 3 şiir kitabı bulunuyor. Keysan, “Suda Bıçak İzi” isimli dosyasıyla 1999 yılında Cemal Süreyya Hatay Şiir Ödülü’nü kazandı.
26 Nisan 2014 Cumartesi
Akp'nin 4 yıl önceki 1mayıs taksim'de afişi.
Taksim Meydanı'nın, 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasına Cumhuriyet Halk Partisi'nin tepkisi sürüyor.. CHP kurmayları, Hükümete bu kez, 2010 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Taksim'de bir binanın duvarına asılan afiş üzerinden seslendi.. İşte, iktidar partisinin 4 yıl önceki o afişi..
UMUT ORAN: "BUGÜN İNŞAAT BİTTİ, ÇUKUR YOK, GÜVENLİK SORUNU YOK, TRAFİĞİ ALTTAN GEÇİRDİNİZ AMA YASAK. BUNUN ANLAMI BULUNAMIYOR. "
Taksim'in 1 Mayıs kutlamalarına kapanması kararına ana muhafaletin tepkisi sürüyor.. Alanın kapatılmasının hiçbir gerekçesi olmadığını ifade eden CHP sözcüleri, hükümete bir kez daha çağrı yaptı..
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran kürsüye ayrı ayrı ama aynı fotoğrafla çıktı.. CHP kurmayları; Hükümete, 2010 yılının 1 Mayıs'ında, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Tarlabaşı yokuşuna astığı afiş üzerinden seslendi..
Oran, kutlamalara sayılı günler kala hem Başbakan Erdoğan'a hem de emniyet görevlilerine de bir kez daha çağrıda bulundu..
" ORADA BİR KİŞİNİN BİLE BURNU KANARSA TEK SORUMLUSU RECEP TAYYİP ERDOĞAN'DIR EMNİYET GÖREVLİLERİ DE KANUNSUZ EMİRLERLE ŞİDDET KULLANIRLARSA TESPİT EDECEĞİZ VE HER TÜRLÜ HUKUKİ ÇALIŞMAYI BAŞLATACAĞIZ"
UMUT ORAN: "BUGÜN İNŞAAT BİTTİ, ÇUKUR YOK, GÜVENLİK SORUNU YOK, TRAFİĞİ ALTTAN GEÇİRDİNİZ AMA YASAK. BUNUN ANLAMI BULUNAMIYOR. "
Taksim'in 1 Mayıs kutlamalarına kapanması kararına ana muhafaletin tepkisi sürüyor.. Alanın kapatılmasının hiçbir gerekçesi olmadığını ifade eden CHP sözcüleri, hükümete bir kez daha çağrı yaptı..
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran kürsüye ayrı ayrı ama aynı fotoğrafla çıktı.. CHP kurmayları; Hükümete, 2010 yılının 1 Mayıs'ında, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Tarlabaşı yokuşuna astığı afiş üzerinden seslendi..
Oran, kutlamalara sayılı günler kala hem Başbakan Erdoğan'a hem de emniyet görevlilerine de bir kez daha çağrıda bulundu..
" ORADA BİR KİŞİNİN BİLE BURNU KANARSA TEK SORUMLUSU RECEP TAYYİP ERDOĞAN'DIR EMNİYET GÖREVLİLERİ DE KANUNSUZ EMİRLERLE ŞİDDET KULLANIRLARSA TESPİT EDECEĞİZ VE HER TÜRLÜ HUKUKİ ÇALIŞMAYI BAŞLATACAĞIZ"
23 Nisan 2014 Çarşamba
İşte Yalova seçimini iptal ettiren AKP'li kısıtlı sandık müşahiti.
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olanlardan Hasan B. Uzuntepe konuştu.
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olan ‘7 kısıtlı seçmen’den biri olan Ak Partili Uzuntepe, ‘2010’da kısıtlı olduğuma karar verildi. YSK bana nasıl seçmen kaydı verdi bilmiyorum’ dedi.
Yalova’da 7 ‘kısıtlı’ seçmenin oy kullanması nedeniyle seçimler iptal olunca gözler bu isimlere çevrildi. Kısıtlı 7 vatandaş arasında CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verdiği itiraz dilekçesinde ismi geçen Ak Parti sandık görevlisi Hasan Basri Uzuntepe’nin adı öne çıkıyor.
CHP’li İnce AKP’nin sandık görevlisi olarak atadığı Hasan Basri Uzuntepe için seçimi kaybedince ‘kısıtlıydı’ diyerek itirazda bulunmasını ‘kötü niyet’ diye nitelerken Rizeli olan ve Yalova’da yaşayan Hasan Basri Uzuntepe’ye VATAN ulaştı. Uzuntepe, şunları anlattı: “Benim kısıtlılığım 210’daki bir rapora dayanıyor.
Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılında bir sağlık kurulu başkanı, bir başhekim ve 6 doktordan oluşan 8 kişilik heyet tarafından ‘bipolar duygudurum bozukluğu’ olduğuna dair rapor verildi. Raporda yüzde 70 oranında ağır özürlü olduğum ve hastalığımın ‘tedaviyle işlevselliği düzelmeyen’ bir durum olduğu belirtiliyor. İlaç tedavim devam ediyor. Şu anda bir sorunum yok.”
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olan ‘7 kısıtlı seçmen’den biri olan Ak Partili Uzuntepe, ‘2010’da kısıtlı olduğuma karar verildi. YSK bana nasıl seçmen kaydı verdi bilmiyorum’ dedi.
Yalova’da 7 ‘kısıtlı’ seçmenin oy kullanması nedeniyle seçimler iptal olunca gözler bu isimlere çevrildi. Kısıtlı 7 vatandaş arasında CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verdiği itiraz dilekçesinde ismi geçen Ak Parti sandık görevlisi Hasan Basri Uzuntepe’nin adı öne çıkıyor.
CHP’li İnce AKP’nin sandık görevlisi olarak atadığı Hasan Basri Uzuntepe için seçimi kaybedince ‘kısıtlıydı’ diyerek itirazda bulunmasını ‘kötü niyet’ diye nitelerken Rizeli olan ve Yalova’da yaşayan Hasan Basri Uzuntepe’ye VATAN ulaştı. Uzuntepe, şunları anlattı: “Benim kısıtlılığım 210’daki bir rapora dayanıyor.
Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılında bir sağlık kurulu başkanı, bir başhekim ve 6 doktordan oluşan 8 kişilik heyet tarafından ‘bipolar duygudurum bozukluğu’ olduğuna dair rapor verildi. Raporda yüzde 70 oranında ağır özürlü olduğum ve hastalığımın ‘tedaviyle işlevselliği düzelmeyen’ bir durum olduğu belirtiliyor. İlaç tedavim devam ediyor. Şu anda bir sorunum yok.”
22 Nisan 2014 Salı
Sistemin çivisi çıktı.
Dosya tayin oldu, borcun yüzde 90'ı uçtu
AKP il başkanının şirketine 6 milyon TL ceza kesildi. Başkan, kendi ilinde indirim alamadı. Dosya Ankara’ya gitti, borcun yüzde 90’ı silindi.
Maliye Bakanlığı’nın, vergi cezasını “çerez parasına” düşürdüğü firmalarla ilgili iddiaların ardı arkası kesilmiyor. Cengiz İnşaat, Elektromed ve Albayrak Gayrimenkul şirketlerinin ardından, doğu illerinin birisinde AKP il Başkanlığı görevini yürüten M.K’nın, şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası da ilginç bir yöntemle kuşa çevrildi. Söz konusu başkanın vergi dosyasının tayini Ankara’ya çıkarıldı. Ardından da, ceza Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda değerlendirildi ve vergi cezasının yüzde 90’ı silindi.
Taraf'tan Hüseyin Özay'ın haberine göre, Maliye Bakanlığı’nın hükümete yakın bazı şirketlerin vergi borçlarını sıfırlama operasyonu büyüyor. Türk vergi sisteminde iki ayrı uzlaşma komisyonu bulunuyor. Büyük mükelleflerin vergi cezaları Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda, küçük mükelleflerin vergi cezaları da vergi başkanlıkları bünyesinde oluşturulan komisyonda ele alınıyor. Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nun vergi cezalarını sıfırlama yetkisi bulunuyor. Taşralardaki komisyonlarda ise indirim oranı yüzde 50’yi geçemiyor.
Hükümete yakın bazı şirketlerin ise bu durumdan faydalanmak için vergi cezası dosyalarını Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda görüşülmesini sağladığı ortaya çıktı. Taraf’ın Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre, bir AKP’li il başkanının şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası, mevzuattaki boşluklardan yararlanılarak Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Bu yöntemle ceza, büyük ölçüde düşürüldü. İl başkanının cezasını kuşa çevirme hikâyesi şöyle.
6 MİLYONLUK VERGİ 600 BİNE DÜŞTÜ
“Maliye Bakanlığı denetim elamanları geçtiğimiz yıllarda doğu illerinin birisinde AKP İl Başkanlığı görevini yürüten M.K’nin şirketlerine 6 milyon liralık vergi cezası kesti. Taşrada, ceza tutarı en fazla yüzde 50 oranında düşürülebildi. Ancak AKP’nin il başkanı bu oranı yeterli bulmadı. Bunun üzerine, “dosyanın tayini” Ankara’ya çıkarıldı. Dosya, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesindeki Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Komisyon ise, cezanın yüzde 90’ını silerek, vergi cezasını 600 bin liraya düşürdü. Böylece, il başkanının vergi cezasının 5.4 milyon liralık kısmı silinmiş oldu.” gazeteport
AKP il başkanının şirketine 6 milyon TL ceza kesildi. Başkan, kendi ilinde indirim alamadı. Dosya Ankara’ya gitti, borcun yüzde 90’ı silindi.
Maliye Bakanlığı’nın, vergi cezasını “çerez parasına” düşürdüğü firmalarla ilgili iddiaların ardı arkası kesilmiyor. Cengiz İnşaat, Elektromed ve Albayrak Gayrimenkul şirketlerinin ardından, doğu illerinin birisinde AKP il Başkanlığı görevini yürüten M.K’nın, şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası da ilginç bir yöntemle kuşa çevrildi. Söz konusu başkanın vergi dosyasının tayini Ankara’ya çıkarıldı. Ardından da, ceza Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda değerlendirildi ve vergi cezasının yüzde 90’ı silindi.
Taraf'tan Hüseyin Özay'ın haberine göre, Maliye Bakanlığı’nın hükümete yakın bazı şirketlerin vergi borçlarını sıfırlama operasyonu büyüyor. Türk vergi sisteminde iki ayrı uzlaşma komisyonu bulunuyor. Büyük mükelleflerin vergi cezaları Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda, küçük mükelleflerin vergi cezaları da vergi başkanlıkları bünyesinde oluşturulan komisyonda ele alınıyor. Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nun vergi cezalarını sıfırlama yetkisi bulunuyor. Taşralardaki komisyonlarda ise indirim oranı yüzde 50’yi geçemiyor.
Hükümete yakın bazı şirketlerin ise bu durumdan faydalanmak için vergi cezası dosyalarını Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda görüşülmesini sağladığı ortaya çıktı. Taraf’ın Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre, bir AKP’li il başkanının şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası, mevzuattaki boşluklardan yararlanılarak Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Bu yöntemle ceza, büyük ölçüde düşürüldü. İl başkanının cezasını kuşa çevirme hikâyesi şöyle.
6 MİLYONLUK VERGİ 600 BİNE DÜŞTÜ
“Maliye Bakanlığı denetim elamanları geçtiğimiz yıllarda doğu illerinin birisinde AKP İl Başkanlığı görevini yürüten M.K’nin şirketlerine 6 milyon liralık vergi cezası kesti. Taşrada, ceza tutarı en fazla yüzde 50 oranında düşürülebildi. Ancak AKP’nin il başkanı bu oranı yeterli bulmadı. Bunun üzerine, “dosyanın tayini” Ankara’ya çıkarıldı. Dosya, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesindeki Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Komisyon ise, cezanın yüzde 90’ını silerek, vergi cezasını 600 bin liraya düşürdü. Böylece, il başkanının vergi cezasının 5.4 milyon liralık kısmı silinmiş oldu.” gazeteport
19 Nisan 2014 Cumartesi
Dar bölge seçim sistemi totaliter bir yönetim anlayışı getirebilir!
Dar ya da daraltılmış bölge, seçim sistemini 64 yıl önceye döndürecek. Menderes, 1950'de uygulanan bu sistem ile Meclis’te ezici çoğunluk sağlamıştı.
Başbakan Erdoğan'ın seçim sisteminde dar ya da daraltılmış bölge istemesi, seçim istemini de 64 yıl önceye döndürecek. Dar bölge sistemi, 1950 seçimlerinde uygulanmış, muhalefetin toplam oyları iktidar oylarından fazla çıkmasına rağmen, Adnan Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti, Meclis’te tek başına çoğunluğu sağlamıştı. 1950'de DP, yüzde 57.6 oyla 415 milletvekili çıkarırken, CHP oyların yüzde 39.4'ünü almasına rağmen ancak 69 milletvekili kazanabildi.
DARALTILMIŞ BÖLGE
''Daraltılmış bölge'' sistemi ise Türkiye’de 1987 ve 1991 yıllarında ve Turgut Özal döneminde uygulandı. Sistem ile ülke, en fazla 4 ya da 5 milletvekili çıkaracak bölgelere ayrılıyor. 1991’de oyların yüzde 27’sini alan DYP sandalyelerin yüzde 39’unu kazanmış, oyların yüzde 10‘unu alan DSP ise sandalyelerin sadece yüzde 1,5’unu kazanabilmişti. Bu yöntemin uygulanması durumunda halen 85 seçim çevresi bulunan Türkiye’de seçim çevresi sayısı 146’ya çıkacak.
DAR BÖLGE
“Dar bölge” seçim sistemi ise, Türkiye’de 550 ayrı seçim çevresi olmasını öngörüyor. Sistem Türkiye’de de uygulanırsa, seçim çevresinde birinci olan parti adayı veya bağımsız milletvekili seçilecek. 550 seçim çevreli bir model, BDP’nin Adana, Mersin ve İstanbul gibi metropollerden vekil çıkarmasını engelleyecek. MHP’nin milletvekili sayısını da düşürecek. Bu yöntemle AKP, yüzde 45 oy oranıyla TBMM'nin yüzde 70’ine yakın bir çoğunluğuna sahip olabilecek.
Başbakan Erdoğan'ın seçim sisteminde dar ya da daraltılmış bölge istemesi, seçim istemini de 64 yıl önceye döndürecek. Dar bölge sistemi, 1950 seçimlerinde uygulanmış, muhalefetin toplam oyları iktidar oylarından fazla çıkmasına rağmen, Adnan Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti, Meclis’te tek başına çoğunluğu sağlamıştı. 1950'de DP, yüzde 57.6 oyla 415 milletvekili çıkarırken, CHP oyların yüzde 39.4'ünü almasına rağmen ancak 69 milletvekili kazanabildi.
DARALTILMIŞ BÖLGE
''Daraltılmış bölge'' sistemi ise Türkiye’de 1987 ve 1991 yıllarında ve Turgut Özal döneminde uygulandı. Sistem ile ülke, en fazla 4 ya da 5 milletvekili çıkaracak bölgelere ayrılıyor. 1991’de oyların yüzde 27’sini alan DYP sandalyelerin yüzde 39’unu kazanmış, oyların yüzde 10‘unu alan DSP ise sandalyelerin sadece yüzde 1,5’unu kazanabilmişti. Bu yöntemin uygulanması durumunda halen 85 seçim çevresi bulunan Türkiye’de seçim çevresi sayısı 146’ya çıkacak.
DAR BÖLGE
“Dar bölge” seçim sistemi ise, Türkiye’de 550 ayrı seçim çevresi olmasını öngörüyor. Sistem Türkiye’de de uygulanırsa, seçim çevresinde birinci olan parti adayı veya bağımsız milletvekili seçilecek. 550 seçim çevreli bir model, BDP’nin Adana, Mersin ve İstanbul gibi metropollerden vekil çıkarmasını engelleyecek. MHP’nin milletvekili sayısını da düşürecek. Bu yöntemle AKP, yüzde 45 oy oranıyla TBMM'nin yüzde 70’ine yakın bir çoğunluğuna sahip olabilecek.
18 Nisan 2014 Cuma
"Ak Parti seçmeni ensest mağduru genç kız gibi!"
Ünlü yazar ve şair Murathan Mungan'dan AK Parti seçmenine ağır benzetme..
Almanya Frankfurter Allgemeine gazetesi, yazar ve şair Murathan Mungan’la söyleşi yaptı.
Mungan, burada AK Parti kazandığı için Almanya'nın Türkiye'den vazgeçmemesini isterken, AK Parti seçmeni için de ağır benzetmelerde bulundu.
Söyleşide Gezi olaylarını da değerlendiren Mungan, "Gezi olayları sonrası artık Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu seçim sonuçları da değiştiremez. AB ve Almanya bizden öyle çabucak vazgeçemez. Almanya’ya sesleniyorum, çünkü seçim sonuçları nedeniyle en çok hayal kırıklığına uğrayan, darılan ülke oldu" dedi.
ENSEST MAĞDURU GENÇ KIZ BENZETMESİ
Erdoğan’ın tüm yolsuzluk iddialarına rağmen kazandığı seçim başarısını ilginç bir örnekle anlatan Mungan, "Türkiye’de ensest mağduru çok sayıda genç kız vardır. Bunlar olayı annelerine anlatmaya çalıştıklarında, anneleri olayı kapatmaya çalışır. Çünkü, duyacaklarından korkarlar. Gerçeği başka şeylerle örtmeye çalışırlar. Aynı Erdoğan’ın seçmenlerinde olduğu gibi. ’Eğer iddia edilenler söylendiği gibi doğruysa, Erdoğan giderse, yaşamımızın kalanında ne yaparız’ diye düşünürler" dedi.
YENİ YENİ YOLLAR BULMALIYIZ
"Kimseye kızmak istemiyorum. Bazı arkadaşlarımız yeterince bu işi yapıyorlar. Birçok genç seçim sonuçları dolayısıyla hayal kırıklığına uğradılar ve halka sırtını dönmek istediler. Ne 68 kuşağı ne de 78 kuşağı bu halka sırtını döndü. Öyleyse bugün de buna hakkmımız yok. Kendimizi anlamak ve anlatabilmek için yeni yeni yollar bulmalıyız"
LAİKLİK KONUSUNDA ENDİŞELİYİM
"Laiklik ve seküler anlayış İslam’ın büyük bir rol oynadığı Türkiye gibi bir ülke için en önemli garantidir. Hayatımız, devlet işleri ile din işlerinin ayrı kalmasına bağlıdır. Ama ben endişeliyim"
Almanya Frankfurter Allgemeine gazetesi, yazar ve şair Murathan Mungan’la söyleşi yaptı.
Mungan, burada AK Parti kazandığı için Almanya'nın Türkiye'den vazgeçmemesini isterken, AK Parti seçmeni için de ağır benzetmelerde bulundu.
Söyleşide Gezi olaylarını da değerlendiren Mungan, "Gezi olayları sonrası artık Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu seçim sonuçları da değiştiremez. AB ve Almanya bizden öyle çabucak vazgeçemez. Almanya’ya sesleniyorum, çünkü seçim sonuçları nedeniyle en çok hayal kırıklığına uğrayan, darılan ülke oldu" dedi.
ENSEST MAĞDURU GENÇ KIZ BENZETMESİ
Erdoğan’ın tüm yolsuzluk iddialarına rağmen kazandığı seçim başarısını ilginç bir örnekle anlatan Mungan, "Türkiye’de ensest mağduru çok sayıda genç kız vardır. Bunlar olayı annelerine anlatmaya çalıştıklarında, anneleri olayı kapatmaya çalışır. Çünkü, duyacaklarından korkarlar. Gerçeği başka şeylerle örtmeye çalışırlar. Aynı Erdoğan’ın seçmenlerinde olduğu gibi. ’Eğer iddia edilenler söylendiği gibi doğruysa, Erdoğan giderse, yaşamımızın kalanında ne yaparız’ diye düşünürler" dedi.
YENİ YENİ YOLLAR BULMALIYIZ
"Kimseye kızmak istemiyorum. Bazı arkadaşlarımız yeterince bu işi yapıyorlar. Birçok genç seçim sonuçları dolayısıyla hayal kırıklığına uğradılar ve halka sırtını dönmek istediler. Ne 68 kuşağı ne de 78 kuşağı bu halka sırtını döndü. Öyleyse bugün de buna hakkmımız yok. Kendimizi anlamak ve anlatabilmek için yeni yeni yollar bulmalıyız"
LAİKLİK KONUSUNDA ENDİŞELİYİM
"Laiklik ve seküler anlayış İslam’ın büyük bir rol oynadığı Türkiye gibi bir ülke için en önemli garantidir. Hayatımız, devlet işleri ile din işlerinin ayrı kalmasına bağlıdır. Ama ben endişeliyim"
HDP oyunu CHP'den mi alıyor Yoksa AKP'den mi?
Seçimlerin son düzlüğünde, ‘oylar bölünmesin’ kampanyası ivme kazandı. Açıkça yazacak olursak, HDP, oyları bölüp AKP’ye destek olmakla suçlanıyor. Bu argümanın doğru olmadığını aşağıda somut veriler ışığında göstereceğim.
HDP’ye Yönelik Üç Çağrı
Seçim sürecinin başından beri, HDP’nin seçimlerde ne yapması gerektiğini söyleyen çok kesim var. Temelde HDP’ye üç şey önerildi:
1. HDP ve CHP ittifak yapsın
2. HDP Sırrı Süreyya Önder’i aday göstermesin, daha az popüler birisini aday göstererek CHP’ye dolaylı destek sunsun
3. HDP seçimlere girmesin
Bu üç olasılıktan ilkine HDP olumlu yanıt verdi ama bu, CHP tarafından reddedildi. Bu durum, en son bugün Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “geldiler işbirliği önerdiler kabul etmedik. 'Bize zarar verir' dedik bu. Aynı düşüncemi bugün de söylüyorum” şeklinde doğrulandı. Dolayısı ile ben, geri kalan iki ihtimalin maddi temelleri ile ilgili somut veriler paylaşarak tartışmaya katkıda bulunmak istiyorum.
İstanbul ve İzmir’de Anket
Bu verileri, SAMER araştırma merkezinin İstanbul ve İzmir’de gerçekleştirdiği ve benim koordinatörlüğünü yaptığım, 3944 kişiyle görüşülen anket çalışmasından elde ettik. Ankette, seçmenlere, yerel seçimlerde hangi partiye oy vereceklerini, daha önceki seçimlerde hangi partilere oy verdiklerini, bu seçimde ikinci tercihlerinin hangi parti olacağını, bazı isimler aday olursa veya olmazsa hangi partiye oy vereceklerini sorduk.
Öncelikle şu temel veri ile başlayalım. HDP seçmeninin, 2009 yerel seçimlerinde oy verdikleri partileri sorduk. Bu soru bize, HDP seçmenleri arasında AKP’den gelen kısmın, CHP’den gelenlerin iki katı olduğunu gösterdi:
BDP: % 49.06
AKP: % 10.06
CHP: % 5.66
EMEP: % 1.89
BBP: % 0.63
Oy Vermedim: %22.64
Cevap yok: %10.06
2. Argümana karşı (Sırrı Süreyya Önder seçime girmesin argümanı): Ankette Sırrı Süreyya Önder ve Mustafa Sarıgül’ün adaylığının yaratacağı etkiyi belirlemeye çalışmıştık. Sorduğumuz sorulardan birisi şuydu: ‘HDP/BDP adına Sırrı Süreyya Önder’den başka biri aday olursa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde aşağıdaki adaylardan hangisine oyunuzu verirsiniz?’ Daha önceki bir soruda Sırrı Süreyya Önder’e oy vereceğini söyleyen seçmenlerin, bu soruya verdiği yanıtların dağılımı şöyle:
BDP/HDP: %56.63
AKP: %15.66
CHP: %8.43
Oy vermem: %9.64
Cevap yok: %8.43
Yani, eğer çokça talep edildiği gibi Sırrı Süreyya Önder aday olmasa idi veya adaylıktan çekilirse, HDP seçmeninden AKP’ye gidecek oy, CHP’ye gidecek oyun iki katıdır. Başka bir soru ile, sadece Sadece Sırrı Süreyya Önder aday olursa HDP’ye oy verecek seçmenlerin, yani tam Sırrıcıların, ikinci parti tercihlerini sorduğumuzda, AKP’nin %15.28, CHP’nin %4.17 olduğunu gördük. Dolayısı ile Önder, AKP seçmenini CHP seçmeninden iki kat daha fazla çekmiştir. Önder aday olmazsa CHP kazanır argümanı doğru değildir, tam tersine Önder aday olmazsa AKP kazanır.
3. Argümana Karşı (HDP seçime girmesin). HDP’yi destekleyen seçmenlere, HDP seçimlere girmese idi kime oy vereceklerini sorduk. %37.82’si oy vermeyeceğini söylerken, %15.38’i AKP, %5.13’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtmiştir. Yani, HDP seçime girmezse karlı çıkacak olan CHP değil AKP’dir.
Bu verileri kısaca yorumlamak istiyorum:
1. HDP’ye yönelik ‘oyları bölüyorlar’ söylemi yanlıştır. HDP, CHP’den ve ancak daha çok AKP’den gelen yeni oylarla seçmen tabanını genişletmektedir. Bir diğer deyişle, HDP, sosyolojik olarak sadece CHP ile değil, CHP ve AKP’nin ikisi ile de rekabet eden bir partidir. Yani, iki partinin toplumsal tabanına da hitap eden, hatta AKP tabanından, CHP’ye göre daha fazla oy kazanan bir partidir.
2. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bugün ifade ettiği gibi, bütün bu istatistiksel verilere rağmen iyi niyetle CHP ile ittifak görüşmesi yapan, fakat CHP’nin ‘bizim tabanımız sizinle açıkça ittifak yapmamızı hoş karşılamaz’ dediği bir partiye, seçimlere bir hafta kala ‘oyları bölme çekil’ çağrısı yapmanın, ne bilimsel bir temeli ne de ahlaki geçerliliği vardır. HDP çekilirse, AKP’nin oyları CHP’ninkilerden daha fazla artacaktır.
3. Bu sosyolojik durumdan haberdar olmayıp Recep Tayyip Erdoğan’dan ve AKP’den bir an evvel kurtulma isteği ile HDP’ye yönelik dostça ortaklık önerilerinde bulunan bir sürü insanın, bir sürü Gezi’cinin son derece iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Berkin Elvan’ın ve diğer Gezi şehitlerinin katillerinden kurtulmak, onlardan hesap sormak milyonlarca insanın en büyük arzusu. HDP bu çağrıya kulak verdi, elinden geleni yaptı ancak kapıyı kapatanlar CHP’li yöneticiler oldular.
4. Bahsettiğim sosyolojik durumun farkında olarak bu kampanyayı inşa edenler ve HDP’ye yönelik suçlamalarda bulunanlar, ‘İstanbul’da AKP’yi devirecektik, ama HDP yüzünden olmadı’ diyerek HDP’yi itibarsızlaştırmak, AKP kazanırsa bunun bütün sorumluluğunu HDP’ye yükleyerek, HDP’nin güçlenmesini durdurmaya çalışmaktadırlar. Ancak, rakamlar göstermektedir ki, son dakikada ‘oyları bölmeyin’ şeklinde yapılan bu çağrının gerçekçi bir temeli bulunmamaktadır.
5. HDP, hem CHP’den ama daha çok AKP’den oy alarak, önümüzdeki süreçte hızla büyüyecek ve ilk yerel 2020’ye yaklaşırken Türkiye’nin en güçlü siyasi partilerinden birisi olacaktır. HDP’ye yönelik hem fiziki faşist saldırılar, hem de söylemsel düzlemde ilerleyen itibarsızlaştırma çabaları, bu duruma karşı geliştirilen farklı tarzlardaki tepkilerdir.
6. Bu kampanyayı yürütenler, HDP'yi itibarsızlaştırmaya ve 1960larda Türkiye İşçi Partisi'ne yaptıkları gibi meclis dışı itmeye çalışmaktadırlar. Yani kendilerine yönelik soldan gelen rekabeti elimine etmeye çalışmaktadırlar. Ayrıca ittifakı kabul etmeyen taraf pozisyonunu da aklamaya uğraşmaktadırlar. Bu cemaatin ve ulusalcıların yürüttüğü anti-HDP kampanyalarıyla örtüşmektedir. Bu kampanyalarda, Sırrı Süreyya Önder’e gidecek oyların, CHP-AKP oy farkını kapatmaya yeteceği, dolayısı ile HDP’nin AKP’ye çalıştığı iddia edilmektedir. Gerçekten CHP-AKP farkı kapandı ise bile, yukarıda sunduğum veriler, bu iddiaları çürütmektedir. Bu kampanyanın tek amacı güçlenen HDP’yi itibarsızlaştırmaktır.
Sonuç olarak, HDP’nin çeşitli şekillerde engellenmediği takdirde Türkiye’yi hızla nasıl değiştireceğini ve demokratikleştireceğini yakın gelecekte göreceğiz. Dolayısı ile, lütfen herkes kime canı istiyorsa ona oy versin. Endişe etmeyin, HDP en büyük darbeyi AKP’ye vuracaktır.
Not: Anketin ham datasına arzu edenler SAMER’den ulaşabilirler (http://www.ssamer.com/ )
@yorukerdem Erdem Yörük
HDP’ye Yönelik Üç Çağrı
Seçim sürecinin başından beri, HDP’nin seçimlerde ne yapması gerektiğini söyleyen çok kesim var. Temelde HDP’ye üç şey önerildi:
1. HDP ve CHP ittifak yapsın
2. HDP Sırrı Süreyya Önder’i aday göstermesin, daha az popüler birisini aday göstererek CHP’ye dolaylı destek sunsun
3. HDP seçimlere girmesin
Bu üç olasılıktan ilkine HDP olumlu yanıt verdi ama bu, CHP tarafından reddedildi. Bu durum, en son bugün Kemal Kılıçdaroğlu tarafından “geldiler işbirliği önerdiler kabul etmedik. 'Bize zarar verir' dedik bu. Aynı düşüncemi bugün de söylüyorum” şeklinde doğrulandı. Dolayısı ile ben, geri kalan iki ihtimalin maddi temelleri ile ilgili somut veriler paylaşarak tartışmaya katkıda bulunmak istiyorum.
İstanbul ve İzmir’de Anket
Bu verileri, SAMER araştırma merkezinin İstanbul ve İzmir’de gerçekleştirdiği ve benim koordinatörlüğünü yaptığım, 3944 kişiyle görüşülen anket çalışmasından elde ettik. Ankette, seçmenlere, yerel seçimlerde hangi partiye oy vereceklerini, daha önceki seçimlerde hangi partilere oy verdiklerini, bu seçimde ikinci tercihlerinin hangi parti olacağını, bazı isimler aday olursa veya olmazsa hangi partiye oy vereceklerini sorduk.
Öncelikle şu temel veri ile başlayalım. HDP seçmeninin, 2009 yerel seçimlerinde oy verdikleri partileri sorduk. Bu soru bize, HDP seçmenleri arasında AKP’den gelen kısmın, CHP’den gelenlerin iki katı olduğunu gösterdi:
BDP: % 49.06
AKP: % 10.06
CHP: % 5.66
EMEP: % 1.89
BBP: % 0.63
Oy Vermedim: %22.64
Cevap yok: %10.06
2. Argümana karşı (Sırrı Süreyya Önder seçime girmesin argümanı): Ankette Sırrı Süreyya Önder ve Mustafa Sarıgül’ün adaylığının yaratacağı etkiyi belirlemeye çalışmıştık. Sorduğumuz sorulardan birisi şuydu: ‘HDP/BDP adına Sırrı Süreyya Önder’den başka biri aday olursa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde aşağıdaki adaylardan hangisine oyunuzu verirsiniz?’ Daha önceki bir soruda Sırrı Süreyya Önder’e oy vereceğini söyleyen seçmenlerin, bu soruya verdiği yanıtların dağılımı şöyle:
BDP/HDP: %56.63
AKP: %15.66
CHP: %8.43
Oy vermem: %9.64
Cevap yok: %8.43
Yani, eğer çokça talep edildiği gibi Sırrı Süreyya Önder aday olmasa idi veya adaylıktan çekilirse, HDP seçmeninden AKP’ye gidecek oy, CHP’ye gidecek oyun iki katıdır. Başka bir soru ile, sadece Sadece Sırrı Süreyya Önder aday olursa HDP’ye oy verecek seçmenlerin, yani tam Sırrıcıların, ikinci parti tercihlerini sorduğumuzda, AKP’nin %15.28, CHP’nin %4.17 olduğunu gördük. Dolayısı ile Önder, AKP seçmenini CHP seçmeninden iki kat daha fazla çekmiştir. Önder aday olmazsa CHP kazanır argümanı doğru değildir, tam tersine Önder aday olmazsa AKP kazanır.
3. Argümana Karşı (HDP seçime girmesin). HDP’yi destekleyen seçmenlere, HDP seçimlere girmese idi kime oy vereceklerini sorduk. %37.82’si oy vermeyeceğini söylerken, %15.38’i AKP, %5.13’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtmiştir. Yani, HDP seçime girmezse karlı çıkacak olan CHP değil AKP’dir.
Bu verileri kısaca yorumlamak istiyorum:
1. HDP’ye yönelik ‘oyları bölüyorlar’ söylemi yanlıştır. HDP, CHP’den ve ancak daha çok AKP’den gelen yeni oylarla seçmen tabanını genişletmektedir. Bir diğer deyişle, HDP, sosyolojik olarak sadece CHP ile değil, CHP ve AKP’nin ikisi ile de rekabet eden bir partidir. Yani, iki partinin toplumsal tabanına da hitap eden, hatta AKP tabanından, CHP’ye göre daha fazla oy kazanan bir partidir.
2. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bugün ifade ettiği gibi, bütün bu istatistiksel verilere rağmen iyi niyetle CHP ile ittifak görüşmesi yapan, fakat CHP’nin ‘bizim tabanımız sizinle açıkça ittifak yapmamızı hoş karşılamaz’ dediği bir partiye, seçimlere bir hafta kala ‘oyları bölme çekil’ çağrısı yapmanın, ne bilimsel bir temeli ne de ahlaki geçerliliği vardır. HDP çekilirse, AKP’nin oyları CHP’ninkilerden daha fazla artacaktır.
3. Bu sosyolojik durumdan haberdar olmayıp Recep Tayyip Erdoğan’dan ve AKP’den bir an evvel kurtulma isteği ile HDP’ye yönelik dostça ortaklık önerilerinde bulunan bir sürü insanın, bir sürü Gezi’cinin son derece iyi niyetli olduğunu düşünüyorum. Berkin Elvan’ın ve diğer Gezi şehitlerinin katillerinden kurtulmak, onlardan hesap sormak milyonlarca insanın en büyük arzusu. HDP bu çağrıya kulak verdi, elinden geleni yaptı ancak kapıyı kapatanlar CHP’li yöneticiler oldular.
4. Bahsettiğim sosyolojik durumun farkında olarak bu kampanyayı inşa edenler ve HDP’ye yönelik suçlamalarda bulunanlar, ‘İstanbul’da AKP’yi devirecektik, ama HDP yüzünden olmadı’ diyerek HDP’yi itibarsızlaştırmak, AKP kazanırsa bunun bütün sorumluluğunu HDP’ye yükleyerek, HDP’nin güçlenmesini durdurmaya çalışmaktadırlar. Ancak, rakamlar göstermektedir ki, son dakikada ‘oyları bölmeyin’ şeklinde yapılan bu çağrının gerçekçi bir temeli bulunmamaktadır.
5. HDP, hem CHP’den ama daha çok AKP’den oy alarak, önümüzdeki süreçte hızla büyüyecek ve ilk yerel 2020’ye yaklaşırken Türkiye’nin en güçlü siyasi partilerinden birisi olacaktır. HDP’ye yönelik hem fiziki faşist saldırılar, hem de söylemsel düzlemde ilerleyen itibarsızlaştırma çabaları, bu duruma karşı geliştirilen farklı tarzlardaki tepkilerdir.
6. Bu kampanyayı yürütenler, HDP'yi itibarsızlaştırmaya ve 1960larda Türkiye İşçi Partisi'ne yaptıkları gibi meclis dışı itmeye çalışmaktadırlar. Yani kendilerine yönelik soldan gelen rekabeti elimine etmeye çalışmaktadırlar. Ayrıca ittifakı kabul etmeyen taraf pozisyonunu da aklamaya uğraşmaktadırlar. Bu cemaatin ve ulusalcıların yürüttüğü anti-HDP kampanyalarıyla örtüşmektedir. Bu kampanyalarda, Sırrı Süreyya Önder’e gidecek oyların, CHP-AKP oy farkını kapatmaya yeteceği, dolayısı ile HDP’nin AKP’ye çalıştığı iddia edilmektedir. Gerçekten CHP-AKP farkı kapandı ise bile, yukarıda sunduğum veriler, bu iddiaları çürütmektedir. Bu kampanyanın tek amacı güçlenen HDP’yi itibarsızlaştırmaktır.
Sonuç olarak, HDP’nin çeşitli şekillerde engellenmediği takdirde Türkiye’yi hızla nasıl değiştireceğini ve demokratikleştireceğini yakın gelecekte göreceğiz. Dolayısı ile, lütfen herkes kime canı istiyorsa ona oy versin. Endişe etmeyin, HDP en büyük darbeyi AKP’ye vuracaktır.
Not: Anketin ham datasına arzu edenler SAMER’den ulaşabilirler (http://www.ssamer.com/ )
@yorukerdem Erdem Yörük
17 Nisan 2014 Perşembe
Metroda kullanılan ithal malzemeleri 4 kat pahalı satıp devleti milyonlarca zarara sokmuşlar!
Sayıştay, Kadıköy-Kartal metrosunu yapan şirketlerin, ithal edilecek mallar için yurtdışında firma kurup, maliyeti milyonlarca dolar yükselttiğini saptadı.
AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile Başbakan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan arasında geçtiği iddia edilen ses kaydı ile Türk siyasi hayatına giren, Sayıştay’ın “duman oluruz” tespitleri, 30 Mart yerel seçimlerinin ardından gün yüzüne çıkmaya başladı. Sayıştay’ın hükümeti zor durumda bırakacağı öne sürülen tespitlerin başında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) metro inşaatı geliyor. Sayıştay denetçilerinin inşaatla ilgili yaptığı incelemelerde, batık banka patronları tarafından sıkça kullanılan “back to back kredi yönteminin” bir benzeri “İstanbul Metro İnşaatı”nda uygulandı. Bu yöntemle, metro ihalesinde kullanılan malzemeler, 3-4 kat daha pahalıya satılarak devlet milyonlarca dolarlık zarara uğratıldı.
Taraf gazetesinin iddialarına göre; metro inşaatında yaşanan, “back to back” yöntemi ile yapılan usulsüzlüğün ayrıntıları şöyle:
HALEDEN 2 GÜN ÖNCE KURULDU
Kadıköy-Kartal Metrosu’nda, usulsüzlük iddialarına konu olan ihale süreci 2008’de başladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı Raylı Sistemler Müdürlüğü, “Kadıköy-Kartal Metro ikmal inşaatı ve elektronik sistemler temin montaj işletmeye alma işlerini” 751 milyon 256 bin 42 euro artı KDV olmak üzere Avrasya Metro ortak Girişim Grubu’na verdi. Ticaret Sicil Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre, yaklaşık 751 milyon euroluk işi üstlenen konsorsiyum 4 Mart 2008 tarihinde yani ihaleden iki gün önce kuruldu. Konsorsiyumun ortakları ise Astaldi S.P.A, Makyol İnşaat Sanayi Şirketi ve Gülermak Ağır Sanayi şirketinden oluştu.
İBB “İTHALAT” YETKİSİ ALDI
Kadıköy-Kartal Metrosu’na ilişkin ihalenin gerçekleşmesinin ardından Sayıştay denetçilerini kızdıran olaylar silsilesi başlıyor. Öncelikle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ihale kapsamındaki elektronik parçaları ithal etme izni alıyor. Bunun için ayrıca Hazine Müsteşarlığı teşvik belgesi de düzenliyor. Hazine Müsteşarlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına elektronik eşyaları ithal etmesi için 5 Aralık 2008 tarihli ve 92450 sayılı yatarım teşvik belgesi düzenliyor. Yani devlet, elektronik parçaları ithal etme yetkisini ve teşvik belgesini belediyeye veriyor.
Belediye, ikinci aşamada ise, belediye elektronik eşyaları ithal etme yetkisini ihaleyi kazanan Avrasya Metro şirketine devrediyor. Devir işlemi ise 27 Ekim 2009 tarihli vekâletname ile gerçekleştiriliyor. Vekâletnamede özetle şu ifadeler yer alıyor:
“...İstanbul Büyükşehir Belediyesi namına bütün Türkiye Gümrüklerine gelmiş ve gelecek bilumum malların gümrük muamelelerini ifa ve ikmale, gümrük ambarlarından veya gümrükle ilgili Devlet Demiryolları, Denizcilik Bankası veya diğer teşekküllere ait sundurma, ambar ve antrepolardan çekmeye... belirtilen tüm yetkileri dilediği özel ve tüzel kişilere vekalet verme kanalı ile aktarmak üzere... Astaldi S.P.A - Mak-Yol İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş.- Gülermak Ağır Sanayi İnşaat ve Taahhüt A.Ş. İş Ortaklığını vekil tayin ettik.”
PARÇALAR “KARDEŞ” FİRMADAN
Üçüncü aşamada ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden vekaletname ile yetkiyi alan konsorsiyum şirketi olan Avrasya Metro Grubu, ABD ve İtalya’dan malzemeleri ithal etmeye başlıyor. Ancak, Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre, parçaların ithal edildiği şirketler, Avrasya Konsorsiyumu’nun yan şirketlerinden oluşuyor. Yani, parçaları ithal edenin de, ihraç edenin de aynı grubun firmaları olduğu belirleniyor. Örneğin, metro vagonlarının uzaktan kontrol ve kumandasını sağlayan elektronik parçalar, İtalya’da kurulu olan Avrasya Metro Grubu S.R.L, şirketinden alınıyor. Daha doğrusu, parçaları satan şirket kayıtlarda ihaleyi kazanan konsorsiyumun alt şirketlerinden birisi olarak yer alıyor.
4 KAT PAHALIYA FATURA EDİLDİ
Söz konusu şirketler, temin ettikleri parçaları belediyeye 3-4 kat daha pahalıya satıyor. Örneğin, Amerika’daki PentairPumpGroup firmasından 1 Aralık 2010 tarihli 2367427 sayılı fatura kapsamında 677 bin 408 dolara satın alınan 16 set / 44.811 KG yangın pompası, İstanbul BŞB ne 22.02.2011 tarihli 644420 sayılı faturayla 1 milyon 783 bin 191 euro (2.447.090 dolar) bedelle satılıyor. Yani, belediyenin vekaletnamesi ile 677 bin dolara ithal edilen yangın pompası seti, belediyeye 3.6 kat daha pahalıya satılıyor.
Yine, Avrasya Grup, metronun kontrol kumandalarını İtalya’daki firması olan Avrasya Metro Grubu S.R.L. firmasından 518 bin 19 euroya satın aldı. Aynı eşya ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 1 milyon 935 bin 509 euro bedel üzerinden fatura edildi.
Sayıştay denetçileri, İstanbul metrosunun elektronik sistem parçalarının temininde yapılan usulsüzlüğü, batık bankalarda kullanılan “back to back” yani cepten cebe kredi aktarma sistemini benzettiler. Batık bankalarda, patronların, grup şirketlerini kredileri back to back sistemi ile aktardıkları ortaya çıkmıştı. Söz konusu sistem ile A ve B bankalarının patronları aralarında gizli bir şekilde anlaşıyor. A bankasından B bankasının grup şirketlerine, A bankasından da B bankasının grup şirketlerine aynı tutarda kredi kullandırılıyor. Aslında, kâğıt üzerinde yapılan bu işlem ile, batık banka patronu kendi bankasından kendi şirketlerine kaynak aktarmış oluyordu. Metro inşaatında uygulanan sistem ile de, ihaleyi kazanan Avrasya Grubu, yurtdışında kurduğu şirketler aracılığı ile malzemeleri daha yüksek bedelden satın almış gösterdi. Aynı malzemeler belediyeye daha yüksek bedel üzerinden satıldı. Yani belediye, kendi yetkisi ile ithal edilen malzemelerden milyonlarca dolarlık zarara uğratılmış oldu.
AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile Başbakan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan arasında geçtiği iddia edilen ses kaydı ile Türk siyasi hayatına giren, Sayıştay’ın “duman oluruz” tespitleri, 30 Mart yerel seçimlerinin ardından gün yüzüne çıkmaya başladı. Sayıştay’ın hükümeti zor durumda bırakacağı öne sürülen tespitlerin başında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) metro inşaatı geliyor. Sayıştay denetçilerinin inşaatla ilgili yaptığı incelemelerde, batık banka patronları tarafından sıkça kullanılan “back to back kredi yönteminin” bir benzeri “İstanbul Metro İnşaatı”nda uygulandı. Bu yöntemle, metro ihalesinde kullanılan malzemeler, 3-4 kat daha pahalıya satılarak devlet milyonlarca dolarlık zarara uğratıldı.
Taraf gazetesinin iddialarına göre; metro inşaatında yaşanan, “back to back” yöntemi ile yapılan usulsüzlüğün ayrıntıları şöyle:
HALEDEN 2 GÜN ÖNCE KURULDU
Kadıköy-Kartal Metrosu’nda, usulsüzlük iddialarına konu olan ihale süreci 2008’de başladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı Raylı Sistemler Müdürlüğü, “Kadıköy-Kartal Metro ikmal inşaatı ve elektronik sistemler temin montaj işletmeye alma işlerini” 751 milyon 256 bin 42 euro artı KDV olmak üzere Avrasya Metro ortak Girişim Grubu’na verdi. Ticaret Sicil Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre, yaklaşık 751 milyon euroluk işi üstlenen konsorsiyum 4 Mart 2008 tarihinde yani ihaleden iki gün önce kuruldu. Konsorsiyumun ortakları ise Astaldi S.P.A, Makyol İnşaat Sanayi Şirketi ve Gülermak Ağır Sanayi şirketinden oluştu.
İBB “İTHALAT” YETKİSİ ALDI
Kadıköy-Kartal Metrosu’na ilişkin ihalenin gerçekleşmesinin ardından Sayıştay denetçilerini kızdıran olaylar silsilesi başlıyor. Öncelikle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ihale kapsamındaki elektronik parçaları ithal etme izni alıyor. Bunun için ayrıca Hazine Müsteşarlığı teşvik belgesi de düzenliyor. Hazine Müsteşarlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına elektronik eşyaları ithal etmesi için 5 Aralık 2008 tarihli ve 92450 sayılı yatarım teşvik belgesi düzenliyor. Yani devlet, elektronik parçaları ithal etme yetkisini ve teşvik belgesini belediyeye veriyor.
Belediye, ikinci aşamada ise, belediye elektronik eşyaları ithal etme yetkisini ihaleyi kazanan Avrasya Metro şirketine devrediyor. Devir işlemi ise 27 Ekim 2009 tarihli vekâletname ile gerçekleştiriliyor. Vekâletnamede özetle şu ifadeler yer alıyor:
“...İstanbul Büyükşehir Belediyesi namına bütün Türkiye Gümrüklerine gelmiş ve gelecek bilumum malların gümrük muamelelerini ifa ve ikmale, gümrük ambarlarından veya gümrükle ilgili Devlet Demiryolları, Denizcilik Bankası veya diğer teşekküllere ait sundurma, ambar ve antrepolardan çekmeye... belirtilen tüm yetkileri dilediği özel ve tüzel kişilere vekalet verme kanalı ile aktarmak üzere... Astaldi S.P.A - Mak-Yol İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş.- Gülermak Ağır Sanayi İnşaat ve Taahhüt A.Ş. İş Ortaklığını vekil tayin ettik.”
PARÇALAR “KARDEŞ” FİRMADAN
Üçüncü aşamada ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden vekaletname ile yetkiyi alan konsorsiyum şirketi olan Avrasya Metro Grubu, ABD ve İtalya’dan malzemeleri ithal etmeye başlıyor. Ancak, Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre, parçaların ithal edildiği şirketler, Avrasya Konsorsiyumu’nun yan şirketlerinden oluşuyor. Yani, parçaları ithal edenin de, ihraç edenin de aynı grubun firmaları olduğu belirleniyor. Örneğin, metro vagonlarının uzaktan kontrol ve kumandasını sağlayan elektronik parçalar, İtalya’da kurulu olan Avrasya Metro Grubu S.R.L, şirketinden alınıyor. Daha doğrusu, parçaları satan şirket kayıtlarda ihaleyi kazanan konsorsiyumun alt şirketlerinden birisi olarak yer alıyor.
4 KAT PAHALIYA FATURA EDİLDİ
Söz konusu şirketler, temin ettikleri parçaları belediyeye 3-4 kat daha pahalıya satıyor. Örneğin, Amerika’daki PentairPumpGroup firmasından 1 Aralık 2010 tarihli 2367427 sayılı fatura kapsamında 677 bin 408 dolara satın alınan 16 set / 44.811 KG yangın pompası, İstanbul BŞB ne 22.02.2011 tarihli 644420 sayılı faturayla 1 milyon 783 bin 191 euro (2.447.090 dolar) bedelle satılıyor. Yani, belediyenin vekaletnamesi ile 677 bin dolara ithal edilen yangın pompası seti, belediyeye 3.6 kat daha pahalıya satılıyor.
Yine, Avrasya Grup, metronun kontrol kumandalarını İtalya’daki firması olan Avrasya Metro Grubu S.R.L. firmasından 518 bin 19 euroya satın aldı. Aynı eşya ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 1 milyon 935 bin 509 euro bedel üzerinden fatura edildi.
Sayıştay denetçileri, İstanbul metrosunun elektronik sistem parçalarının temininde yapılan usulsüzlüğü, batık bankalarda kullanılan “back to back” yani cepten cebe kredi aktarma sistemini benzettiler. Batık bankalarda, patronların, grup şirketlerini kredileri back to back sistemi ile aktardıkları ortaya çıkmıştı. Söz konusu sistem ile A ve B bankalarının patronları aralarında gizli bir şekilde anlaşıyor. A bankasından B bankasının grup şirketlerine, A bankasından da B bankasının grup şirketlerine aynı tutarda kredi kullandırılıyor. Aslında, kâğıt üzerinde yapılan bu işlem ile, batık banka patronu kendi bankasından kendi şirketlerine kaynak aktarmış oluyordu. Metro inşaatında uygulanan sistem ile de, ihaleyi kazanan Avrasya Grubu, yurtdışında kurduğu şirketler aracılığı ile malzemeleri daha yüksek bedelden satın almış gösterdi. Aynı malzemeler belediyeye daha yüksek bedel üzerinden satıldı. Yani belediye, kendi yetkisi ile ithal edilen malzemelerden milyonlarca dolarlık zarara uğratılmış oldu.
16 Nisan 2014 Çarşamba
Akp kendi sandık görevlisini YSK'ya şikayet etti.
Yalovada skandal başvuru
AKP Yalova'da sandık görevlisi yaptığı kişiyi 'Kısıtlı olduğu için oy kullanamaz' diyerek YSK'ya şikayet etti.CHP’li Vefa Salman’ın 6 oy farkla seçimi kazandığı Yalova Belediyesi’nde seçimin tekrarlanacağı iddiaları ortalığı karıştırdı. CHP Grup Başkanvekili ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Yalova’da seçimin tekrarlanacağı konusunu kesin bir dille yalanlarken, AKP ile ilgili Yalova bombasını patlattı.
AKP’DEN YSK’YA İLGİNÇ İTİRAZ
İnce, AKP’li Yalova Belediye Başkan Adayı Yakup Koçal’a, ”AKP’li Yakup Koçal kendi sandık görevlisine zihinsel engellidir, oy kullanamaz diyerek YSK’ya itiraz etti mi?” diye sordu.
KISITLI DEDİKLERİ KİŞİ AKP’Lİ SANDIK GÖREVLİSİ ÇIKTI
İnce’nin söz ettiği belgelere SÖZCÜ ulaştı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop 7 Nisan 2014 tarihinde YSK’ya yaptığı itiraz başvurusunda 298 sayılı kanunun 8. maddesine dayanarak “seçimlerde oy kullanmaması gereken kısıtlıların oy kulandığını” ve seçimin iptal edilmesi gerektiğini belirtti.
Şentop, H.B.U. isimli şahsın, kısıtlı olduğu halde oy kullandığı konusunda itirazda bulunurken, H.B.U.’nun aynı zamanda 1217 Nolu sandıkta AKP’nin sandık görevlisi olarak görev yaptığı öğrenildi. sözcü
13 Nisan 2014 Pazar
Burhan Kuzu'nun porno hesapları takip ettiği iddiası.
Twitter'ın kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul milletvekili Burhan Kuzu, dün gece Twitter gündemine oturdu.
Burhan Kuzu'nun twitter'da porno hesapları ve eskortluk yapan hesapları takibe aldığına ilişkin iddiaların ortaya atılması, Kzuu'yu sinirlendirdi. Gelen eleştirilere sert tepki gösteren Kuzu, 'ha..s..' çekti.
Ünlü hacker grubu Redhack, Twitter hesabından Burhan Kuzu'nun porno hesaplarını takip ettiğini iddia etti. Twitter'ın kapatılması için bir süre önce kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan Kuzu iddialar üzerine küfür etti.
İşte Burhan Kuzu'nun o tweeti:
Burhan Kuzu'nun twitter'da porno hesapları ve eskortluk yapan hesapları takibe aldığına ilişkin iddiaların ortaya atılması, Kzuu'yu sinirlendirdi. Gelen eleştirilere sert tepki gösteren Kuzu, 'ha..s..' çekti.
Ünlü hacker grubu Redhack, Twitter hesabından Burhan Kuzu'nun porno hesaplarını takip ettiğini iddia etti. Twitter'ın kapatılması için bir süre önce kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunan Kuzu iddialar üzerine küfür etti.
İşte Burhan Kuzu'nun o tweeti:
Yanlış tedavinin masrafı da hastadan alınacak
Sağlık'ta yeni dönem artık hasta olmaya gelmez!
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklik tartışmalara neden oldu. CHP, yönetmelik değişikliğiyle yanlış tedavinin masrafının artık hastalara yüklendiğini ileri sürerken; Sağlık Bakanlığı, değişikliğin Danıştay kararı nedeniyle yapıldığını savundu.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklik 21 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlandı. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, değişiklik öncesinde özel hastanede tedavi gören hastaya yanlış tedavi uygulanması ve hastanenin olanaklarının yeterli olmaması durumunda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevk edilebildiğini; bu durumda masrafların da yanlış tedavi uygulayan hastane tarafından karşılandığını anımsattı. Ancak 21 Mart'ta yapılan değişiklikle, yanlış tedavi ya da hastanenin yetersizliği durumunda ortaya çıkan masrafların hastaya yüklendiğini ileri sürerek konuyu Meclis'e taşıdı. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
DEĞİŞİKLİK DANIŞTAY KARARIYLA YAPILDI
Şeker'in bu iddialarına karşılık sağlık bakanlığı, yönetmelik değişikliğinin Danıştay Kararı doğrultusunda yapıldığını savundu. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Söz konusu hastanın transferi ve transfer edildiği hastanelerdeki teşhis ve tedavisi ile ilgili ücretleri tıp merkezi tarafından karşılanır” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin kararına dayanarak değiştirildiği belirtildi.
"KUSUR YOKKEN, SORUMLU TUTULAMAZ"
Danıştay'ın söz konusu kararında “Tıbbi müdahalelere bağlı olarak gelişen komplikasyon ve benzeri durumların her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olmayacağı tartışmasızdır. İlgililerin kusurunun olmadığı durumlarda bu müdahalelerden kaynaklanan zararın tazmininden de sorumlu tutulmaması gerekmektedir. Kusurlu bir tıbbi müdahale olmaksızın tıp merkezlerini hastaların sevk edildiği hastanelerde yapılan teşhis ve tedavi masraflarından sorumlu tutmak hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki müdahalenin kusurlu olup olmadığı, zararın bu müdahaleden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve tıp merkezlerinin bu zararın tazmininden sorumlu tutulup tutulmayacağı açılacak bir tazminat davasının konusudur. Bu durumda, tıp merkezinde yapılan bir müdahaleye bağlı olarak gelişen komplikasyonlar ve/veya yoğun bakım hizmetine ihtiyaç olan durumlarda hastanın sevk edildiği ve tedavisinin yapıldığı hastanedeki teşhis ve tedavi ile ilgili ücretlerin tıp merkezi tarafından karşılanacağı ve bu ücretin hastadan talep edilemeyeceği yolundaki düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir” deniliyor.
Sağlık Bakanlığı, 21 Mart'ta yapılan değişikliğin Danıştay'ın bu kararına bağlı olarak yapıldığını vurgularken, "Komplikasyon her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Öncelikle komplikasyonun ilgili özel hastanenin kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir" denildi.
SUÇ DUYURUSU VE TAZMİNAT YOLU AÇIKTIR
Ayrıca hastanın yanlış tedaviden zarar görmesi durumunda suç duyurusunda veya tazminat talebinde bulunabileceği anımsatılarak, "Zarar gören hastanın yargıda hak arama yolu açıktır. Yargıya başvurulduğunda kusur tespiti mahkemeler tarafından uzman bilirkişi, adli tıp kurumu veya yüksek sağlık şurası raporu ile yapılmaktadır. Mahkeme tarafından özel hastanenin kusurlu olduğu kanaatine varılması halinde tazminata hükmedilmektedir" denildi.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklik tartışmalara neden oldu. CHP, yönetmelik değişikliğiyle yanlış tedavinin masrafının artık hastalara yüklendiğini ileri sürerken; Sağlık Bakanlığı, değişikliğin Danıştay kararı nedeniyle yapıldığını savundu.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklik 21 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlandı. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, değişiklik öncesinde özel hastanede tedavi gören hastaya yanlış tedavi uygulanması ve hastanenin olanaklarının yeterli olmaması durumunda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevk edilebildiğini; bu durumda masrafların da yanlış tedavi uygulayan hastane tarafından karşılandığını anımsattı. Ancak 21 Mart'ta yapılan değişiklikle, yanlış tedavi ya da hastanenin yetersizliği durumunda ortaya çıkan masrafların hastaya yüklendiğini ileri sürerek konuyu Meclis'e taşıdı. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
DEĞİŞİKLİK DANIŞTAY KARARIYLA YAPILDI
Şeker'in bu iddialarına karşılık sağlık bakanlığı, yönetmelik değişikliğinin Danıştay Kararı doğrultusunda yapıldığını savundu. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Söz konusu hastanın transferi ve transfer edildiği hastanelerdeki teşhis ve tedavisi ile ilgili ücretleri tıp merkezi tarafından karşılanır” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin kararına dayanarak değiştirildiği belirtildi.
"KUSUR YOKKEN, SORUMLU TUTULAMAZ"
Danıştay'ın söz konusu kararında “Tıbbi müdahalelere bağlı olarak gelişen komplikasyon ve benzeri durumların her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olmayacağı tartışmasızdır. İlgililerin kusurunun olmadığı durumlarda bu müdahalelerden kaynaklanan zararın tazmininden de sorumlu tutulmaması gerekmektedir. Kusurlu bir tıbbi müdahale olmaksızın tıp merkezlerini hastaların sevk edildiği hastanelerde yapılan teşhis ve tedavi masraflarından sorumlu tutmak hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki müdahalenin kusurlu olup olmadığı, zararın bu müdahaleden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve tıp merkezlerinin bu zararın tazmininden sorumlu tutulup tutulmayacağı açılacak bir tazminat davasının konusudur. Bu durumda, tıp merkezinde yapılan bir müdahaleye bağlı olarak gelişen komplikasyonlar ve/veya yoğun bakım hizmetine ihtiyaç olan durumlarda hastanın sevk edildiği ve tedavisinin yapıldığı hastanedeki teşhis ve tedavi ile ilgili ücretlerin tıp merkezi tarafından karşılanacağı ve bu ücretin hastadan talep edilemeyeceği yolundaki düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir” deniliyor.
Sağlık Bakanlığı, 21 Mart'ta yapılan değişikliğin Danıştay'ın bu kararına bağlı olarak yapıldığını vurgularken, "Komplikasyon her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Öncelikle komplikasyonun ilgili özel hastanenin kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir" denildi.
SUÇ DUYURUSU VE TAZMİNAT YOLU AÇIKTIR
Ayrıca hastanın yanlış tedaviden zarar görmesi durumunda suç duyurusunda veya tazminat talebinde bulunabileceği anımsatılarak, "Zarar gören hastanın yargıda hak arama yolu açıktır. Yargıya başvurulduğunda kusur tespiti mahkemeler tarafından uzman bilirkişi, adli tıp kurumu veya yüksek sağlık şurası raporu ile yapılmaktadır. Mahkeme tarafından özel hastanenin kusurlu olduğu kanaatine varılması halinde tazminata hükmedilmektedir" denildi.
Özel Hastaneler yönetmeliğinde skandal değişiklik!
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe göre, ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. Skandal değişiklik Meclis’e taşındı.
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde çok tartışılacak bir değişiklik yapıldı. Buna göre ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. CHP ’nin doktor vekili Şeker, siyasi tartışmalar sebebiyle gözden kaçan skandal değişikliği Meclis’e taşıdı.
Sağlık Bakanlığı’nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. 21 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak siyasi gündem nedeniyle gözlerden kaçan yönetmelik değişikliğini, CHP, yazılı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
CHP’nin doktor vekili, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker , düzenlemenin, eski yönetmeliğin 40/A maddesinde değişiklik yaptığını belirterek, “Yönetmeliğin bu maddesi, ‘özel hastanede tedavi gören hastaya, yanlış tedavi yapılması ve hastanenin imkanları yeterli olmadığı durumlarda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevkini’ düzenliyor.
ESKİDEN YANLIŞ TEDAVİ YAPAN HASTANE KARŞILIYORDU
Eski yönetmelikte, hastanın nakli ve sevk edildiği hastanedeki tedavisiyle ilgili zorunlu giderler, yanlış tedavi yapan ve bu nedenle sevk eden hastane tarafından karşılanıyordu. Ancak yönetmelik değişikliği ile 40/A maddesinin birinci fıkrasının, ikinci ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırıldı. Bu değişiklikle, yanlış tedavi masrafları artık hastaya yüklendi. Özel bir hastanede tedavi altındayken yanlış tedavi edilen ve komplikasyon yaşanan ve başka bir hastaneye sevk edilen hastalar, ilk hastanedeki yanlış tedavi ücretini, ardından sevk ücretini ödemek zorunda kalacak” dedi.
DEVLET HASTANELERİNDE YIĞILMALAR OLACAK
Doktorluk yaptığı için konuyu yakından bildiğini kaydeden Şeker, şöyle devam etti: “Diyelim ki yanlış tedavi oldu, komplikasyon gelişti, hasta bir başka özel hastaneye gönderiliyordu. Masrafları da yanlış tedaviyi yapan ilk hastane ödüyordu. Bu değişiklikle masraf hastaya yüklendiği gibi hastanenin yükümlülüğü de ortadan kaldırılıyor. Yeni yönetmelikte netlik yok. Hasta nereye gitsin, masrafları kim ödesin belli değil. İlk işlemi yani yanlış tedaviyi yapan hastane , masrafları ödemeyeceği için hasta ile kimse ilgilenmeyecektir. Bu, hastanın ortadan kalkması demektir. Üstelik gittiği hastane, hastadan fark isteyecektir. Vatandaş, fark ödememek için bu kez devlet hastanelerine yönelecek, devlet hastanelerinde yığılma olacaktır.”
Mehmet Şeker, yönetmelik değişikliğinin hasta haklarını geriye götürdüğüne dikkat çekerken seçim atmosferi ve siyasi tartışmalar nedeniyle kamuoyununun gözünden kaçtığını belirtti.
ÇiFTE MAĞDURiYET
Bugün gazetesinin haberine göre, Şeker, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde “Yeni düzenlemeyle hasta hem yanlış tedavinin masraflarını, hem de hastane tarafından uygulanan yanlış tedavi nedeniyle oluşan komplikasyonun tedavisine yönelik bedeli ödemek zorunda bırakılmakta, yani hasta iki kez ücret ödemeye mahkûm edilmektedir. Bu düzenlemeyle mağdur edilen hasta yerine mağduriyeti yaratan özel sağlık kurumları kollanmaktadır” dedi. Şeker, önergede, düzenlemenin gerekçesini sordu. samanyoluhaber
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde çok tartışılacak bir değişiklik yapıldı. Buna göre ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. CHP ’nin doktor vekili Şeker, siyasi tartışmalar sebebiyle gözden kaçan skandal değişikliği Meclis’e taşıdı.
Sağlık Bakanlığı’nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. 21 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak siyasi gündem nedeniyle gözlerden kaçan yönetmelik değişikliğini, CHP, yazılı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
CHP’nin doktor vekili, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker , düzenlemenin, eski yönetmeliğin 40/A maddesinde değişiklik yaptığını belirterek, “Yönetmeliğin bu maddesi, ‘özel hastanede tedavi gören hastaya, yanlış tedavi yapılması ve hastanenin imkanları yeterli olmadığı durumlarda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevkini’ düzenliyor.
ESKİDEN YANLIŞ TEDAVİ YAPAN HASTANE KARŞILIYORDU
Eski yönetmelikte, hastanın nakli ve sevk edildiği hastanedeki tedavisiyle ilgili zorunlu giderler, yanlış tedavi yapan ve bu nedenle sevk eden hastane tarafından karşılanıyordu. Ancak yönetmelik değişikliği ile 40/A maddesinin birinci fıkrasının, ikinci ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırıldı. Bu değişiklikle, yanlış tedavi masrafları artık hastaya yüklendi. Özel bir hastanede tedavi altındayken yanlış tedavi edilen ve komplikasyon yaşanan ve başka bir hastaneye sevk edilen hastalar, ilk hastanedeki yanlış tedavi ücretini, ardından sevk ücretini ödemek zorunda kalacak” dedi.
DEVLET HASTANELERİNDE YIĞILMALAR OLACAK
Doktorluk yaptığı için konuyu yakından bildiğini kaydeden Şeker, şöyle devam etti: “Diyelim ki yanlış tedavi oldu, komplikasyon gelişti, hasta bir başka özel hastaneye gönderiliyordu. Masrafları da yanlış tedaviyi yapan ilk hastane ödüyordu. Bu değişiklikle masraf hastaya yüklendiği gibi hastanenin yükümlülüğü de ortadan kaldırılıyor. Yeni yönetmelikte netlik yok. Hasta nereye gitsin, masrafları kim ödesin belli değil. İlk işlemi yani yanlış tedaviyi yapan hastane , masrafları ödemeyeceği için hasta ile kimse ilgilenmeyecektir. Bu, hastanın ortadan kalkması demektir. Üstelik gittiği hastane, hastadan fark isteyecektir. Vatandaş, fark ödememek için bu kez devlet hastanelerine yönelecek, devlet hastanelerinde yığılma olacaktır.”
Mehmet Şeker, yönetmelik değişikliğinin hasta haklarını geriye götürdüğüne dikkat çekerken seçim atmosferi ve siyasi tartışmalar nedeniyle kamuoyununun gözünden kaçtığını belirtti.
ÇiFTE MAĞDURiYET
Bugün gazetesinin haberine göre, Şeker, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde “Yeni düzenlemeyle hasta hem yanlış tedavinin masraflarını, hem de hastane tarafından uygulanan yanlış tedavi nedeniyle oluşan komplikasyonun tedavisine yönelik bedeli ödemek zorunda bırakılmakta, yani hasta iki kez ücret ödemeye mahkûm edilmektedir. Bu düzenlemeyle mağdur edilen hasta yerine mağduriyeti yaratan özel sağlık kurumları kollanmaktadır” dedi. Şeker, önergede, düzenlemenin gerekçesini sordu. samanyoluhaber
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Etkileşim : Bu Yazı Hakkında Ne Düşünüyorsun
Bu İçerik Hakkındaki Görüşünüz
Teşekkürler. Görüşünüz bizim için çok değerli.
Aramak istediğiniz kelimeyi yukarıya yazıp ARA'ya basın.























